KOCAELİ TRİBÜNLERİNDEN YÜKSELEN SES / Ahmet Orhan Yazdı...

Ve sessizlik bazen en yüksek çığlık hâline geliyor.

KOCAELİ TRİBÜNLERİNDEN YÜKSELEN SES / Ahmet Orhan Yazdı...

KOCAELİ TRİBÜNLERİNDEN YÜKSELEN SES

Salı akşamı oynanan Türkiye–Gürcistan Millî Maçı, sahadaki oyundan çok tribünlerdeki sesle gündem oldu. Tribünlerden yükselen Abdullah Öcalan aleyhindeki sloganlar, Cumhurbaşkanı’nın da bulunduğu tribünlerde yankılandı.
Bu, sıradan bir tepki değildi; halkın iç dünyasında biriken rahatsızlığın dışa vurumuydu.

Futbol maçlarında tribünlerin davranışları halkın aynasıdır. Orada spontane gelişen her tepki, toplumun gerçek nabzını gösterir. Bu nedenle binlerce insanın aynı anda, aynı duyguyla hareket etmesi, bir toplumsal alarm olarak görülmelidir.
Dün gece yükselen ses, “Artık yeter” diyen bir milletin sessiz ama kararlı uyarısıydı.

Bu tepkilerin birikmesinde, son dönemde siyasetten gelen şaşırtıcı ve sarsıcı açıklamaların da payı büyüktür.
MHP Genel Başkanı’nın ağzından dile getirilen “Abdullah Öcalan’ın Meclis’e davet edilmesi” ve İmralı’ya, bebek katilinin ayağına TBMM mensuplarından oluşan bir heyetin gönderilmesi yönündeki ifadeler, toplumda şaşkınlık ve derin bir kırılma yaratmıştır.

Bu millet, yıllardır terörle mücadele ederken evlatlarını toprağa vermiştir. Dolayısıyla terörün mimarı olan bir ismin Meclis’te anılması bile halk vicdanında kabul edilemez bir saygısızlık olarak algılanmaktadır.
Türk halkı affedebilir ama terörü ve teröristi kutsayan hiçbir söylemi normalleştirmez.
Bu tür sözler sadece bir “siyasi hata” değil, millî hafızaya dokunan bir sınamadır.

Salı günü yapılan DEM Parti grup toplantısında atılan Abdullah Öcalan lehine sloganlar ve ardından grup başkanvekillerinin Öcalan’ı bir “halk önderi” gibi sunan açıklamaları, zaten gergin olan toplumsal atmosferi daha da ağırlaştırmıştır.
Demokrasinin gereği, her fikrin söylenebilmesidir; ama demokrasinin bir sınırı vardır:
Terörü meşrulaştırmak o sınırın ötesidir.

Bir yandan barıştan bahsedip diğer yandan eli kanlı bir örgüt liderini “önder” olarak göstermek, halkın adalet duygusunu derinden yaralıyor.
Türk milleti, samimi barış isteyenle terörü aklamaya çalışanı ayırt edecek ferasete sahiptir.

Tüm bunların ardından DEM Partili Meclis Başkanvekili Pervin Buldan’ın Genel Kurul’u yönetirken İYİ Partili milletvekillerine yönelik sert tepkisi ve bu tepkinin MHP ile AKP sıralarından bir anlamda meşrulaştırılması, halkı bir kez daha şaşkına çevirmiştir.
Millet, bu görüntüyü “politik nezaket” değil, ilkesiz bir dayanışma olarak okudu.

Bir yanda terör örgütüyle arasına mesafe koymayan bir partinin yöneticisi, diğer yanda millî refleksleriyle övünen MHP ve AKP gibi iki parti...
Bu tablo, halkın zihninde büyük bir tezat yaratmıştır.
Bu destek, farkında olunmasa da toplumun en hassas damarına basmıştır.
Çünkü halk, siyasi hesapların değil, millî duruşun yanında olunduğunu görmek ister.

Bütün bu olaylar üst üste geldiğinde, halkın biriken tepkisinin sahada, tribünde, sokakta yankı bulması kaçınılmaz hâle gelmiştir.
Tribünlerden yükselen ses, aslında siyasete yönelmiş bir mesajdır:
“Bu milletin değerleriyle oynamayın.”

Toplum artık kimin neyi savunduğunu değil, neye sessiz kaldığını da dikkatle izliyor.
Ve sessizlik bazen en yüksek çığlık hâline geliyor.

Türkiye’nin ihtiyacı, kavgayı körükleyen değil, adalet ve millî bütünlüğü koruyan bir siyaset anlayışıdır.
Milletin tepkisini küçümsemek, onu bastırmaya çalışmak yerine anlamak gerekir.
Çünkü tribünlerden, meydanlardan yükselen bu ses bir öfke değil, bir uyarıdır.
Bu milletin sabrını sınamaya kimsenin de hakkı yoktur, haddi de değildir.

16 Ekim 2025

Ahmet Orhan

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER