
Bugün 20'li yaşlardaki gençler, Türkiye'de sadece AK Parti iktidarını yaşadı. Siyasetçi olarak da zirvede siyasi kimlik olarak sadece Recep Tayyip Erdoğan'ı görerek hayatı soludular.
İletişim çağında, sürekli internet ortamında önlerine çıkan demokrasi, özgürlükler ve adalet kavramlarını da öğrendiler.
Başka ülkelerde yaşanan bu kavramlarla,Türkiye'yi yanyana getiriyorlar. Yaşadıkları ülkenin şartlarını ve son yıllarda akılları başlarına geldiğinde gördükleri İstanbul seçimleri, Gezi Olayları vb. olayları ve özellikle son süreçteki seçilmiş belediye başkanlarının cezaevine konmalarını da gördükten sonra kıyaslama yetisini de kazandılar.
Sorup sorgulayan gençlerle sohbetlerimiz oluyor. Geçen şu süreçte olanı biteni yazan çizen olduğumuz için bize de soruyorlar. Gençlere şunu söylüyorum. "Bu süreçleri ülkemiz çok önceleri de yaşadı. Darbeler gördük, muhtıralar gördük, iktidarların yargıyı bağımsız olmaktan çıkardıklarına önceden de şahit olduk ama demokrasimiz tüm bu süreçlerden mutlaka halkın iradesiyle demokrasisini geliştirerek çıktı."
Türkiye son süreçte yaşadıklarını 1950'nin son yıllarında da gördü.. Genç nesile bunları yaşanmışlık olarak öğretmek, yakın siyasi tarihi okumayan veya daha önce duymayanlar için böyle bir yazı kaleme almak istedim.
Manisa, 1958 yılında yapılan "Vatan Cephesi" açıklamasına ev sahipliği yaptığı için, ülke demokrasisinin kırılma anı, yine günümüzdeki yaşananlarla benzeşen olayların başladığı yerde tarihte adı kaldığı için bu örnekle siz değerli gençlere ve sevgili okurlarıma anlatma gereği duydum.
"VATAN CEPHESİ" AÇIKLAMASI MANİSA'DA YAPILDI
1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin 1958 sonlarında içine girdiği siyasi daralma, “Vatan Cephesi” çıkışıyla yeni bir boyut kazandı.
Başbakan Adnan Menderes, 12 Ekim’de Manisa’da yaptığı konuşmada, muhalefete karşı halkı “kin ve husumet cephesine” karşı birleşmeye çağırdı. Menderes'in bu çıkışı, ülkedeki siyasi kutuplaşmayı daha da keskinleştirdi.
DP, 1957 seçimlerine büyük ekonomik sıkıntılar, baskılar ve adli müdahaleler gölgesinde girmişti. Seçimleri kazansa da mahalli seçimlerde oy kaybı yaşadı. Aynı dönemde muhalefet güçlerini birleştirerek “Güç Birliği” adı altında ortak bir mücadele hattı oluşturdu.
Bu süreçte tutuklanan siyasetçiler, baskı altına alınan basın ve ertelenen yerel seçimler, kamuoyunda otoriterleşme eleştirilerini artırdı. Menderes’in “Vatan Cephesi” hamlesi ise iktidarın bu eleştiriler karşısında tabanını yeniden konsolide etme çabası olarak değerlendirildi.
Günümüzde yaşanan ayrıştırıcı dil ve üslup, kendilerine yakın olmayan insanları itibarsızlaştırma gazetecilerin, akademisyenlerin, aydınların ve hatta seçilmiş başkanların, hatta genel başkanların bile sırf muhalefet ettiği için işin içine adliyelerinde çekildiği, cezaevlerinin içinde yaşayan mahkumların özellikleri ve kariyerleriyle akademik bir kurum haline büründüğü şu dönemle ne kadar benziyor değil mi?
Biraz daha detaya girelim mi?
"Vatan Cephesi": Demokrat Parti Döneminde Siyasetin Kırılma Noktası oldu
Türk demokrasi tarihinin önemli dönemeçlerinden biri olan "Vatan Cephesi", Demokrat Parti (DP) iktidarının son döneminde, siyasi kutuplaşmanın sembollerinden biri olarak kayıtlara geçti. 12 Ekim 1958’de Manisa’da gerçekleştirilen Demokrat Parti İl Kongresi'nde konuşan Başbakan ve DP Genel Başkanı Adnan Menderes, muhalefetin etkisini kırmak amacıyla halkı "kin ve husumet cephesine karşı" bir cephede birleşmeye çağırdı. Bu çağrı, tarihe “Vatan Cephesi” olarak geçti.
DP, iktidarının ilk yıllarında ekonomik ve siyasi başarılarla dikkat çekse de, zamanla artan ekonomik sıkıntılar, muhalefetle gerilen ilişkiler ve otoriterleşen uygulamalar, ülkede ciddi bir siyasi kriz doğurdu. Parti, muhalefeti devletin işleyişini engelleyen bir unsur olarak değerlendirmeye başladı. Bu anlayış, Meclis içinde ve dışında muhalefetin baskı altına alınmasına yönelik yasal ve idari adımların atılmasıyla somutlaştı.
1957 seçimlerine DP, derinleşen yokluklar, enflasyon, kuyruklar ve artan baskılar eşliğinde girdi. Yargıdan üniversitelere, basından sendikalara kadar pek çok alanda uygulanan baskılar, kamuoyunda tepki toplarken, muhalefet partilerinin faaliyet alanları da kısıtlandı. Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) Genel Başkanı Osman Bölükbaşı, Meclis’teki konuşmaları nedeniyle tutuklanırken, anayasal denetimi zayıflatmak adına iç tüzükte yapılan değişiklikler muhalefetin sesini iyice kısmıştı.
(Bugün cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş ve Ümit Özdağ isimleri de sandıktan çıkmış birer parti genel başkanları hatırladınız mı?)
Seçimlerden zayıflayarak çıkan DP, buna rağmen iktidarını sürdürdü ancak parti içi ayrılıklar, ekonomik darboğaz, tarımda duraklama ve dış ticaretteki krizler hükümeti daha da zora soktu. Demokrat Parti, seçim öncesi verdiği özgürlük vaatlerini yerine getirmedi; basın, üniversiteler ve yargı üzerindeki baskılarını artırdı. Çok sayıda gazeteci ve muhalif siyasetçi tutuklandı. Yerel seçimler ertelendi, ara seçimler yapılmadı ve muhalefetin anayasa değişikliği ile seçim sisteminin yeniden düzenlenmesine yönelik çağrıları yanıtsız bırakıldı.
( Gazeteciler bugün de sabaha karşı evlerinden alınıyor ve sudan bahanelerle cezaevlerine giriyor biliyorsunuz değil mi? Bugün partili, partisiz 15 milyon insan söz uçar yazı kalır diyerek ve milli iradesinin gücüne güvenerek bir partinin kendi içindeki Cumhurbaşkanı adayı için bile demokrasi ve milli irade adına oy kullanıyor hatırladınız mı?)
Bu ortamda siyasi arenada muhalefet güçlerini birleştirme çabaları yoğunlaştı. 16 Ekim 1958’de Türkiye Köylü Partisi ile Cumhuriyetçi Millet Partisi birleşerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ni (CKMP) kurdu. 24 Kasım 1958’de ise Demokrat Parti’den ayrılanların kurduğu Hürriyet Partisi, ana muhalefet partisi CHP’ye katıldı. Bu birleşme, “Güç Birliği” adı altında muhalefetin yeni stratejik hattını oluşturdu.
İktidarın bu birleşmeyi engelleme çabaları sonuçsuz kalırken, Menderes bu oluşumu “haçlı ordusu”na benzeterek “ehlisalip” olarak nitelendirdi. Buna karşılık Manisa’daki konuşmasında halkı "Vatan Cephesi"nde birleşmeye çağırdı. Böylece, siyasetin daha da kutuplaştığı bu süreçte, iktidar ve muhalefet cepheleri net bir şekilde ayrışmış oldu.
(Demokrasilerde seçimlerdeki çıkan sonuçlardaki tablolarla yine meclis aritmetiğiyle çok demokratik ve uzlaşıyı geliştiren koalisyon hükümetlerinin istikrarsız kaldıklarını gerekçe gösterip partili Cumhurbaşkanlığı seçimi için çözümü önerenler, ülkeyi ittifaklara getirerek ve karpuz gibi milleti ikiye ayırarak samimiyetlerini de göstermiş oldular farkındasınız değil mi?)
(Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kurgu montaj bir videoyu halka gösterip rakibi için PKK'lı diye halka hitap eden biri bu kurgu videolara inananların oyu ile seçildi. Hatırlıyorsunuz değil mi?)
(İktidarın yandaşı bir parti başkanı başka bir siyasi partinin kısaltılmış haliyle "demleniyorlar" dedikleriyle kendisi adeta şimdilerde kafayı çekiyor. Cezaevinde paketlenerek getirilen bebek katili müebbedliye "önder" diye ünvan takıyor farkındasınız değil mi?)
“Vatan Cephesi” çağrısı, Demokrat Parti’nin kitle desteğini artırma ve iktidarını tahkim etme arayışının bir sonucu olarak değerlendirilse de, Türkiye’deki demokratik gelenekler açısından büyük tartışmalara neden oldu.
Araya giren darbe demokrasimize kilit vurdu. Yaşanan cunta gücü siyasileri astı bu hiç kabul edilemeyecek bir durum. Darbe sürecini 15 Temmuz da yeni bir refleks olarak kazanan bu millet, yine kendi iradesiyle ve sandıktan çıkacak özgür ve bağımsız oy kullanma hakkıyla Cumhuriyet devletimizin demokrasisini yine bu süreçten geliştirerek çıkaracaktır ben adım kadar buna inanıyorum..
Aydınlar, yazarlar, gazeteciler, şairler iktidarlara, özgürlükleri kısıtlayanlara hep muhalif olmuşlardır. Onların yürekleri aykırılıklarıyla çarpar, yaşam tarzları bohemlikleriyle ve sanatın gücüyle oluşmuş insan sevgisiyle kendini başka başka ortaya koyar. Güç sahipleri de hiç böyle insanları sevmezler, isteselerde sevemezler.
Sanatçı gönül gözüyle görme yetisi olan insanlık aleminin özel insanıdır. Düşünün yaşadığı ülkedeki ayrıştırmayı, özgürlükleri kısıtlamayı ve adaletsizliği görme engeline rağmen gönül gözüyle görerek, yazıp tam da ülkenin o durumdaki özetini yapabilen yetenekte özel insanıdır.
Türkiye yakın tarihinde siyasi kutuplaşmanın en çarpıcı örneklerinden biri olan “Vatan Cephesi” oluşumu, Demokrat Parti iktidarı döneminde geniş bir toplumsal ayrışmaya neden olmuştu. Demokrat Parti, kendisine destek veren bireyleri bu cephede toplarken, sanat ve edebiyat dünyasından da bazı isimleri bu yapıya katmak istemişti. Bu isimlerden biri de halk ozanı Aşık Veysel idi. (Günümüzde de halkın duygularından kopmuş ve halkın gönül dünyalarından çıkmış adı sanatçı diye anılanlar da yine Külliye'nin kültür kuruluna atanmıyorlar mı, bu tipler aranan isimler değil mi, hatırladınız mı?)
Sazıyla, sözüyle Anadolu’nun ruhunu yansıtan Aşık Veysel’e, Demokrat Parti tarafından “Vatan Cephesi”ne katılması yönünde çağrı yapıldı. Ancak Aşık Veysel, bu siyasi oluşuma dahil olmayı reddetti. İktidarın bu karara tepkisi ise sert oldu.
Aşık Veysel’in bu tavrı sonrasında, kendisinin seyahat özgürlüğü kısıtlandı ve adeta köyüne hapsedildi. Ülkenin dört bir yanını gezerek halkla buluşan ozan, bu baskıcı tutuma karşı yine kalemiyle, sözüyle direndi.
Aşık Veysel yaşananlara karşı duruşunu, kaleme aldığı dizelerle ortaya koydu:
Bu olay, dönemin siyasi atmosferinde sanatçılara uygulanan baskının da bir sembolü haline geldi. Aşık Veysel’in duruşu, sadece bir ozanın değil, aynı zamanda özgür düşüncenin ve ifade hakkının da direnişiydi. Sanatçının topu tüfeği sanatı, ozanın, şairin ve aşığın ise şiiri... İşte şiirden öte bir dönemin ve baskıcı iktidar gücünün yaşandığı ülkenin özeti.. Gönül gözüyle görüp gözleriyle göremediği o dönemin Türkiye'si.

Demokrasinin budur rejimi
Vatan milletindir, kim kovar kimi
Sıkma savcıları, kovma hakimi
Şekavet yok, adalet var bu yolda
Topkapı'da, Kayseri'de, Uşak'ta
Kimin hakkı vardır, bu sefil halkta
Parmaklar oynuyor türlü nifakta
Selamet yok, felaket var bu yolda
Radyo denilen milletin malı
Neşriyatlar tarafsızca olmalı
Hakimiyet milletindir bilmeli
Esaret yok, hep millet var bu yolda
Manasız mantıksız Vatan Cephesi
Vatan milletindir bu neyin nesi
Maksat Menderes'in seçim dalgası
Menderes yok, memleket var bu yolda
Milletsiz bir devlet yoktur olamaz
Eğri bakan aradığın' bulamaz
Hiçbir parti ebediyen kalamaz
Şikayet yok, nihayet var bu yolda
Veysel söyler ama duyulmaz sesi
Doğru diyene diyorlar asi
Böyle değildi şu demokrasi
"Tahkikat" yok, hürriyet var bu yolda..
Şimdi demokrasimizi yeniden geliştirme fırsatı. Sandıkta bu irademizi ve Veysel'in yüreği gibi yüreklerimizle ülkemize ve milletimize en önemlisi Cumhuriyetimize sahip çıkma zamanı...
Gün milletin günüdür asla unutmayın, göz göre göre ülkemizi riske edemeyiz.. Biz Türk milletiyiz, hürriyetsiz yapamayız.. Adaletsiz nefes dahi alamayız...Demokrasiyle, milli iradeyle bu işi yine biz çözeceğiz...Çünkü başka Türkiye yok..
18 Nisan 2025
Mustafa Temiz
Güncelleme Tarihi: 20 Nisan 2025, 17:07