Bazı insanlar vardır…
Hayat onların omzuna yük bindirmekten hiç vazgeçmez.
Ne kadar dimdik yürürlerse, kader yollarına o kadar fazla taş dizer.
Ama yine de durmazlar. Çünkü bilirler; durdukları an yalnızca kendileri değil, inandıkları her şey yenilecektir.
Bir düşünün…
Bu yıl onun için sadece siyaset değildi.
Bu yıl, ardı ardına gelen vedalardı.
En yakınlarını toprağa verdi. Omzunda taşıdığı tabutlar yalnızca sevdikleri değildi aslında; biraz da çocukluğunu, biraz da eski huzurunu gömdü mezarlıklara.
İnsan bazen en çok sessizce yorulur çünkü…
Sonra bir sabah daha geldi.
Bu kez kapılar dostlarına açılmadı; sabaha karşı operasyonlarla yol arkadaşları cezaevlerine götürüldü.
Bir insanın en ağır sınavlarından biridir çaresizlik…
Sevdiğin insanların gözlerinin içine bakıp hiçbir şey yapamamak.
Ama o yine sustuğu yerde kalmadı.
Yollara düştü.
Meydan meydan dolaştı.
Kalabalıkların içine karışıp bir şey anlatmaya çalıştı:
“Bu ülke adaleti kaybederse, hepimiz kaybederiz” demeye çalıştı.
Belki de en ağır cümlesi helallik istemesiydi.
Çünkü insan helallik isterken içinde biraz kırgınlık, biraz yorgunluk, biraz da “acaba yetebildim mi?” duygusu taşır.
Daha birkaç gün önce…
Baba ocağı dediği yerde gaz yedi.
Öksürerek çıktı binadan.
Yağmurun altında yürüdü.
Doluya, baskıya, tehdide rağmen Meclis’e doğru yürüdü.
Çünkü bazı insanlar geri çekilmeyi kendilerine yakıştıramaz.
Sonra TOMA’nın üstünde gördük onu.
Belki fiziksel olarak ayaktaydı ama ruhunda ne fırtınalar vardı kim bilir…
Milli Egemenlik Parkı’nda “İlle de kurultay” derken, aslında belki de bir adam kendi inancını ayakta tutmaya çalışıyordu.
İzmir'e indi yine zulüm vardı sevenlerine, tomalardan su, polislerden gözyaşartıcı sprey atıldı onların üstüne...
Oysa Cumhuriyet Meydanı'nda bir çelenk ve ardından bayramlaşıp, babaevi Manisa'ya geçecekti.
Manisa onu bağrına bastı. Helallik istedi, girdiği mücadele yolunda, iklim zalimlerden yana çöldeki kum fırtınası gibiydi.
Bugün Kurban Bayramında yine mezarlığa uğradı, yine tabut omuzladı.
Ferdi dostu, Gülşah kardeşinden sonra bu kez baba yarısı olan amcasını toprağa verdi.




Kolay değil.
Gerçekten kolay değil.
Siyaseti bir kenara bırakın.
Partileri unutun.
Bir insan düşünün sadece…
Yakınlarını kaybetmiş, arkadaşları alınmış, baskı görmüş, gecelerce uyuyamamış ama yine de her sabah kravatını takıp insanların karşısına çıkmış bir adam düşünün.
Bazen liderlik dediğimiz şey; güçlü görünmek zorunda kaldığın halde içten içe tükenmektir.
Empati yapın…
Bu ülkede çok insan konuştu, çok insan eleştirdi, çok insan kenardan izledi.
Ama bu kadar yorulup hâlâ yürümeye devam eden kaç kişi var?
Belki de mesele tam olarak budur.
İnsan bazen haklı olduğu için değil, vazgeçemediği için mücadele eder.
Ve bazı insanlar…

Yorulduklarını yalnızca gece kimse görmezken anlar.
28 Mayıs 2026
Mustafa Temiz
...