BÖLÜM 1: Musluktan Akan Servet: Gizli Su Vergisini Kim Ödüyor? / Ahmet Orhan Yazdı...

Musluğu açtığımızda burnumuza gelen yoğun klor kokusu ise çoğu zaman başka bir gerçeği hatırlatıyor. Bu koku, yalnızca suyun dezenfekte edildiğini değil, aynı zamanda altyapıdaki eksikliklerin ve yıllardır çözülemeyen sorunların kimyasal yöntemlerle telafi edilmeye çalışıldığını da gösteriyor.

BÖLÜM 1:   Musluktan Akan Servet: Gizli Su Vergisini Kim Ödüyor? / Ahmet Orhan Yazdı...

Evlerimize kadar ulaşan ve her ay düzenli olarak faturasını ödediğimiz şebeke suyu, neden çoğu zaman yalnızca temizlik yapmak veya bulaşık yıkamak için kullanılıyor? Cumhuriyet'in ilk yıllarında büyük emeklerle içilebilir hâle getirilen şehir şebekeleri, ne zaman ve nasıl yalnızca birer “kullanma suyu” hattına dönüştü?

Bugün Türkiye’de yaşayan bir aile için su gideri artık tek kalemden oluşmuyor. Belediyenin gönderdiği resmî su faturasının yanına, her ay kapıya bırakılan damacanaların, marketlerden taşınan PET şişelerin ve çeşitli su temin yöntemlerinin oluşturduğu ikinci bir fatura ekleniyor. Adına açıkça “gizli su vergisi” diyebileceğimiz bu harcama, özellikle dar ve sabit gelirli ailelerin bütçesinde sessiz ama derin bir yara açıyor.

Oysa güvenli içme suyuna erişim, temel bir insan hakkıdır. Ancak yerel yönetimlerin altyapıyı yeterince modernize edememesi, eskiyen şebeke hatlarının yenilenememesi ve apartman su depolarının etkin şekilde denetlenememesi nedeniyle bu hak, giderek lüks bir tüketim unsuruna dönüşüyor. Bir zamanlar çeşmesinden su içilebilen şehirlerin yerini, damacana sipariş saatlerine göre yaşamını planlayan metropoller aldı.

Üstelik sorun yalnızca ambalajlı suya ödenen ücretle sınırlı değil. Damacana maliyetinden kaçmak ya da bütçesini korumak isteyen birçok vatandaşın yöneldiği ev tipi su arıtma cihazları da farklı bir sorunu beraberinde getiriyor. Bu sistemlerin önemli bir bölümü, bir litre temiz su üretebilmek için birkaç litre suyu doğrudan atık olarak kanalizasyona gönderiyor. Böylece bireysel tasarruf amacıyla tercih edilen yöntemler, ülkenin sınırlı su kaynaklarının israf edilmesine ve arıtma altyapısı üzerindeki yükün artmasına neden oluyor.

Musluğu açtığımızda burnumuza gelen yoğun klor kokusu ise çoğu zaman başka bir gerçeği hatırlatıyor. Bu koku, yalnızca suyun dezenfekte edildiğini değil, aynı zamanda altyapıdaki eksikliklerin ve yıllardır çözülemeyen sorunların kimyasal yöntemlerle telafi edilmeye çalışıldığını da gösteriyor.

Sonuç olarak vatandaş, musluğundan akan suyu güvenle içemediği hâlde onun arıtma, dağıtım ve altyapı maliyetlerini ödemeye devam ediyor. Bununla da kalmıyor; sağlıklı içme suyuna ulaşabilmek için ayrıca ambalajlı su satın almak zorunda bırakılıyor.

Bu noktada sormamız gereken temel soru şudur:

İçemediğimiz suyun altyapı ve dağıtım bedelini belediyelere öderken, en temel yaşam ihtiyacımız olan içme suyuna ulaşabilmek için neden bir kez daha ödeme yapmak zorundayız? Daha da önemlisi, bu görünmeyen maliyetin gerçek yükünü kim taşıyor?

Güncelleme Tarihi: 24 Haziran 2026, 16:08
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER