
Son yıllarda olduğu gibi bu yılbaşını da sevdiklerimle birlikte evimde geçirdim. Televizyon kanalları arasında gezinirken, aslında bir süredir içimde büyüyen bir duygunun iyice belirginleştiğini fark ettim: Türk sanatı, sanatın her dalında; özellikle de müzik alanında ciddi bir durgunluk yaşıyor.
Yılbaşı geceleri, bu ülkenin kısmen de olsa kültürel aynasıdır. Bir zamanlar yeni bestelerin, yeni seslerin, yeni yorumların tanıtıldığı bu geceler artık büyük ölçüde arşiv tekrarlarından ibaret. Birkaç kanalda geçmişte kaydedilmiş eğlenceler, diğerlerinde ise birbirinin benzeri, yenilikten uzak programlar…
Dikkat çeken yeni bir eser yok, yeni bir sanatçı yok, yeni bir soluk yok.
Zeki Müren’ler, Müzeyyen Senar’lar, Nuri Sesigüzel’ler, Barış Manço’lar neden yetişmiyor sorusu artık romantik bir nostalji değil; ciddi bir kültür politikası sorusudur. Çünkü büyük sanatçılar tesadüfen değil, onları besleyen bir iklim içinde yetişir.
Cumhuriyetimizin kurucu önderi, rehberimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sanat anlayışı bu noktada yol göstericidir.
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözü, sanatın bir süs değil, milletin varlık meselesi olduğunu anlatır.
Yine, “Siz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatkâr olamazsınız.” derken, sanatçının ne kadar ayrıcalıklı ve özgür bir konumda olması gerektiğini vurgular.
Atatürk döneminde sanat; yönlendirilen değil desteklenen, baskılanan değil cesaretlendirilen bir alandı. Bugün ise sanat, ya piyasanın reyting kıskacına ya da görünmez sınırların daraltıcı etkisine mahkûm edilmiş durumda. Yaratıcı beyinlerin verimsizleşmesi, çoğu zaman yeteneksizlikten değil, bu kuşatılmışlıktan kaynaklanıyor.
Sanatçı risk alamıyorsa, deneyemiyorsa, özgürce üretemiyorsa yeni eser de çıkmaz, yeni kuşak da yetişmez. Başka bir deyişle, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bireyler olmadan sanat da olamıyor. Sonuçta toplum, aynı eserleri tekrar tekrar dinleyerek avunur; kültür ise yerinde sayar.
Türk sanatının yeniden yükselmesi yalnızca bir müzik meselesi değildir. Bu, kültür seviyemizin, estetik iddiamızın ve medeniyet tasavvurumuzun göstergesidir. Atatürk’ün fikir ve uygulamalarını merkeze alan bir kültür politikası; sanatçıyı güvence altına alan, geleneği çağdaş bir dille yeniden üreten ve sanatı kamusal bir sorumluluk olarak gören bir anlayışla mümkündür.
Sanat yeniden konuşmadan toplum derinleşmez.
Sanat susarsa, millet yoksullaşır.
Tersini söylemek de yanlış olmayacaktır:
Millet yoksullaşırsa sanat susar.
03 Ocak 2026
Ahmet Orhan
Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2026, 12:32