Manisa Son Haber

Bütçe Görüşmeleri Demokrasi Kültürünün Aynasıdır / Ahmet Orhan Yazdı...

GÜNDEM

Bütçe görüşmeleri, yasama faaliyetlerinin en ciddi ve en fazla sorumluluk gerektiren başlıklarından biridir.

2025 yılı bütçesinin kesin hesabı ile 2026 yılı bütçesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda onaylanmasıyla birlikte, yaklaşık on beş gün süren bütçe maratonu da sona erdi. Bu süre zarfında Meclis’te yalnızca rakamlar, kalemler ve ödenekler değil; aynı zamanda Türkiye siyasetinin mevcut ruh hâli, partilerin stratejik konumlanmaları ve en önemlisi parlamenter tartışma kültürünün geldiği nokta da açık biçimde görüldü.

Bütçe görüşmeleri, yasama faaliyetlerinin en ciddi ve en fazla sorumluluk gerektiren başlıklarından biridir. Zira burada yapılan her değerlendirme, yalnızca bugünü değil, ülkenin önümüzdeki yıllarını da doğrudan etkilemektedir. Ne var ki bu yılki görüşmeler, olması gereken ciddiyetin ve derinliğin çoğu zaman gerisinde kaldı. Meclis Genel Kurulu, çözüm üretilen bir zemin olmaktan çok, tribünlere oynanan bir siyasi sahneye dönüştü.

Kapanış Oturumu ve Siyasetin Dili

Özellikle son gün yapılan kapanış oturumunda yaşananlar, bu tabloyu daha da görünür kıldı. Geçmişte Sanayi Bakanlığı görevinde bulunmuş olan ve provokatif üslubuyla bilinen Mustafa Burak’ın kürsü konuşması, hükümet icraatlarını savunmanın çok ötesine geçerek bilinçli bir tahrik ve polemik zeminine taşındı. Muhataplarını kışkırtmayı hedefleyen bu dil; ne bütçeye, ne kamuoyunun sorunlarına, ne de Meclis’in saygınlığına hizmet etti.

Bu tür çıkışlar zaman zaman Türk siyasetinde görülse de, milletin kabul etmekte zorlandığı ve onaylamadığı bir seviyeyi temsil etmektedir. Meclis’in, toplumun en nitelikli temsilcilerinin bulunduğu bir kurum olması gerektiği gerçeğiyle bu görüntüler arasındaki çelişki, ibret verici niteliktedir.

Partilerin Bütçe Sürecindeki Konumlanışı

Bütçe görüşmeleri, aynı zamanda partilerin siyasal pozisyonlarını yeniden tanımladıkları bir alan hâline geldi.

MHP, geçmiş dönemlerde öne çıkardığı sert milliyetçi söylemler yerine, “terörsüz Türkiye” vurgusu üzerinden ve Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelere atıfla bir barış iklimi oluşturma söylemini önceledi.

İYİ Parti, Cumhuriyet’in temel ilkeleri ve üniter devlet yapısı üzerinden bu sürece güçlü bir itiraz geliştirdi; özellikle DEM Parti’yi, PKK ile kurduğu ideolojik bağ üzerinden sert biçimde eleştirdi.

DEM Parti, kamuoyunda PKK’nın siyasi uzantısı olarak değerlendirilen pozisyonunu muhafaza ederek örgütün söylem ve taleplerinin arkasında durdu; bu yolla kendi seçmen tabanını konsolide etmeye çalıştı.

CHP, Ekrem İmamoğlu ve çevresindeki isimlerin “mağduriyet” ve “masumiyet” söylemi üzerinden propaganda yürüttü; kamuoyu yoklamalarındaki oy oranlarına güvenerek vaatlerini ön plana çıkardı.

AK Parti ise Cumhurbaşkanı’nın “küresel lider” olduğu söylemi üzerinden ekonomik başarı ve kalkınma iddiasını sürdürerek seçmene umut vermeyi amaçladı.

Bu tabloda dikkat çeken ortak nokta şudur: Hükümetin, bütçe üzerinden somut icraatları savunması beklenirken, neredeyse tüm aktörler kendi siyasi ajandalarına ve seçmen psikolojisine oynadı.

Meclis’ten Çözüm Değil, Strateji Çıktı

Sonuç olarak bu bütçe görüşmeleri; halkın günlük sorunlarına çözüm üretildiği, ekonomik gerçeklerin tüm açıklığıyla tartışıldığı bir platform olmaktan ziyade, partilerin gelecek döneme ilişkin stratejik hamlelerini sergiledikleri bir vitrine dönüştü. Hatta zaman zaman Meclis Genel Kurulu, parti içi mesajların verildiği ve liderlere “şirin görünme” çabasının öne çıktığı bir alana evrildi.

Özellikle iktidar partisinin, konuşmacıların dikkatini dağıtmak ve kürsü hâkimiyetini bozmak amacıyla yapılan bilinçli müdahalelere göz yumması, tartışma düzeyini daha da aşağı çekti. CHP’nin ise siyasette polemik üretme konusundaki tecrübesini; ne zaman tansiyonu yükselteceğini, ne zaman yumuşak bir iklim oluşturacağını iyi bilerek kullandığı gözlendi.

Demokrasi ve Meclis Kültürü Üzerine

Bütün bu yaşananlar, Türk demokrasisinin kurumsal olgunluk açısından hâlâ arzu edilen seviyeye ulaşamadığını göstermektedir. Meclis; bağırışın, laf atmanın ve provokasyonun değil, aklın, nezaketin ve çözümün adresi olmak zorundadır. Milletin iradesini temsil eden bir kurumda tartışma kültürünün bu denli zayıflamış olması, hepimiz adına düşündürücü ve üzücüdür.

Bu bütçe süreci, rakamlardan çok siyasetin dilini ve Meclis’in aynaya yansıyan hâlini göstermiştir. Ve ne yazık ki bu aynada görünen tablo, millet adına umut verici değildir.

25 Aralık 2025

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.