Geçen gün Hollanda Merkez Bankası başkanı bir açıklama yaptı; bankanın geçmişindeki şirketlerin köle ticaretini itiraf edip özür diledi.
Bu kadar kolay değildir elbette, yüzbinlerce insanın acısı, ıstırabını bir özür ile geçiştirmek...
Milletler tarihinde iki kere iki hiçbir zaman dört etmemiştir. Örneğin bazı tarihçiler bugünkü İsrail’in varlığını Hitlere borçlu olduğunu iddia ederler.
İlginç değil mi?
Doğrusu oldukça tezat, acımasız ama sonuç olarak isabetli bir tespit.
Hitler, Avrupa da dağılmış olarak yaşayan ve ana dillerini olan İbraniceyi unutmuş Yahudilere zulmü başlatmasaydı muhtemelen onlar da topluluklar halinde Filistin’e göçmeyecekti.
Önceleri para ile toprak satın aldılar, gittikçe genişlediler, tozlu raflardan İbranice kitapları indirip ana dillerini tekrar öğrendiler ve sonuç olarak bugün İsrail diye bir devlet var.
Gerçi bu örnek demografik yapının önemini unutmuş gözükerek sınırların her türlü göçe açan Türkiye’nin içinde bulunduğu durum açısından çok kıymetli dersler içeriyor ama bu yazımdaki amacım bu değil.
İnşallah Türkiye’nin milyonlarca insan büyüklüğündeki düzensiz göçmen ve sığınmacılar nedeniyle maruz kaldığı gerçek beka tehditlerini ayrı bir yazıda ele almak üzere esas konumuza dönelim.
Türk Milletinin milli şuur eksikliği nedeniyle milletleşme sürecini çok sağlıklı geçirmediği birçok bilim insanı tarafından değerlendirilmektedir.
Maalesef bir türlü boy olma şuurundan millet olma şuuruna tam olarak erişemedik.
Özellikle Orta Asya ve Azerbaycan Türklüğü uzun yıllara ulaşan Rus hegemonyasının da etkisiyle;
Özbekistan Türklüğü Özbek’im,
Azerbaycan Türklüğü ben Azeri’yim,
Kazakistan Türklüğü ben Kazak’ım,
Kırgızistan Türklüğü ben Kırgız’ım
Türkmenistan Türklüğü ise ben Türkmen’im diyor.
Oysa hepimiz büyük Türk Dünyası’nın birer üyesi, aynı atadan olma Türk oğlu Türk’üz.
Önüne ardına bir sıfat eklemeye ihtiyaç duymadan, sadece Türküm dememiz millet olma şuurunun en belirgin emaresi olacaktır.
Ayrıştıran idraksizliğe sebep olan bütün kültürel unsurları aynı potada eritip millet olma sürecini tamamlamalıyız.
Bunun ne gibi sakıncası var neden böyle bir çalışma gerekli olsun, diye sorulabilir.
Bu sorunun cevabını tarih bize defalarca yaşattı. Selçuklular, Akkoyunlular, Safeviler, Osmanlılar hepsi Türk devletleridir.
Ne yazık ki tarih adı geçen Türk Devletlerinin birbirleriyle yaptığı savaşlarla doludur. Üstelik okullarda okutulan kitaplarda hep içlerinden birinden yana olmak öğretildi bizlere.
Akdeniz bir Türk gölüyken, denizlere bu kadar hakimken Amerika’yı Türklerin keşfetmemesinin sebebi buna bağlanır.
Kimi tarihçilerin bu tespiti beni gerçekten çok üzmüştür. Safevi devletinden gelebilecek olası bir saldırı ihtimali sebebiyle tam anlamıyla uzaklara gidilemediği değerlendirilir.
Bütün bu içe dönük tespitlerle birlikte insanlık tarihinin en övünülecek milletlerden birine mensup olduğumuzu net bir şekilde söyleyebilirim.
Biz millet olarak sömürgeci ve baskıcı olsaydık şu an Dünyanın uluslararası ticaret ve diplomasi dili İngilizce değil Türkçe olurdu.
Adriyatik’ten Çin seddine kadar hakim olduğumuz coğrafyanın tamamında Türkçeyi zorunlu dil yapsaydık bugün dilimizin ne kadar yaygın olacağını siz de kabul edersiniz.
Tarihin verdiği ders ışığında milli ve manevi değerlerimizi korumanın, olası riskleri bertaraf etmenin önemi bugün daha iyi anlaşılır olmalıdır.
Şükürler olsun ki tarihte ilk defa biri diğerlerini ortadan kaldırmadan tek çatı altına toplanabilme nihai hedefiyle Türk Devletleri Teşkilatı kurulmuş ve çalışmalarına birçok alanda devam etmektedir.
Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın kurucu üye, Türkmenistan, Macaristan ve Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin gözlemci statüsünde bulunduğu tarihi öneme sahip teşkilat ilk çalışmasını tek alfabenin önemine binaen ortak dil ve tek alfabe kullanımı alanında başlatmıştır.
Eğitim, ticaret, turizm ve yayıncılık gibi birçok alanda önemli çalışmalar sürdürülmekte, tek çatı altında toplanabilmenin hazırlıkları yapılmaktadır.
Temennimiz söz konusu çalışmaların sonucu olarak
Türk Birleşik Devletleri(TBD) veya Birleşik Türk Devletleri(BTD)’nin tarih sahnesindeki yerini bir an önce almasıdır.
Sonuç olarak bir özür ile kara ve karanlık geçmişlerini silebileceklerini düşünen bu insanlarla aynı dünyayı paylaşmak durumundayız.
Bu yüzden birlik beraberlik içinde güçlü ve uyanık olmak zorundayız.
02 Aralık 2022
Ahmet Orhan