Bugün yazıma doğrudan, gündemin sıcak konusu maaş zamlarına ilişkin bir kaç soruyla başlayalım istiyorum.
-Madem %30 zam verebiliyordunuz ilk elden vermeyip neden %25 verdiniz?
-Gönlünüzden geçen, emekli ve memura layık gördüğünüz için mi %25’lik zammı, tabiri caizse kamuoyuna yedirmeye kalktınız?
-Her ikisi de değilse başka bir alicengiz oyunu, köpek dolabı peşinde misiniz?
-Gelen tepkiler ve yükselen çığlıklar sonrası pabucun bu defa pahalı olduğunu gördüğünüz için mi %25’i 5 puanla arttırmak zorunda kaldınız?
-İki günde ardı ardına iki farklı zam, sizce devlet ciddiyetine ne kadar yakışıyor?
Şimdilik bu kadar soru yeteri muhataplarımızı daha fazla sıkıştırıp terletmeyelim.
Demokrasinin böylesine güzel ve vazgeçilmez olmasının sebeplerinden biri de hiç şüpheniz olmasın, vatandaşa soru sorma, sorgulama hakkı vermesidir.
Aslında şu bir hafta içinde o kadar önemli ders alınacak şeyler yaşadık ki, yeter ki farkındalıkla olaylara bakabilelim.
Bunu başardığımız gün, yani seçtiklerimizi sorgulama hakkını kullanabildiğimizde, gerçek bir demokrasinin nimetlerinden faydalanma yolunda çok yol kat etmiş olacağız.
Duygu ve düşüncelerimizi korkusuz ve özgürce ortaya koyduğumuzda layık olduğumuz hayata ulaşmada çok şeyi geride bırakacağız.
Az veya çok, %5lik ilave bir zam oldu ama emin olun ki bu zammı iktidar vermedi, toplum olarak biz aldık.
Siyasetin öznesi seçmendir!
Seçmen ne derse, ne isterse o olur.
Burada bahsi geçen seçmen ise düşüncesi ifade edebilen ve idareden taleplerini cesaretle dile getiren seçmendir.
Yoksa kuzu gibi seçimden seçime sandığa giden, sadece saklı-gizli seçme hakkını kullanmakla yetinen seçmen değildir!
Onun içindir ki halkın bu gücünden korkan seçilmişler imkân bulurlarsa düşünceleri söyleme ve yayma özgürlüğünü kısıtlamayı tercih ederler…
Tıpkı bizde olduğu gibi.
Neyse konuyu dağıtmadan, biz yine maaş zamları etrafında gelişen hususlara kısmen değinmeye devam edelim.
İlave zamda seçim arefesinde olmamızın da etkisi vardır ama halkımız, %25 karşısında memnuniyetsizliğini göstermeseydi bu düzeltme gelmezdi.
Hatırlayın, üyelerinin haklarını savunmak durumunda olan bir kısım sendika ağası, %25lik zammı ayakta alkışlamışken halk, herhangi bir örgütsel yapı olmadan Erdoğan gibi bir siyasetçiyi geri adım atmaya mecbur etmiştir.
Oysaki o sendikalar pişkince hayat pahalılığı karşısında ücretlileri korumadan uzak zammı bir lütuf gibi savunmuşlardı.
Halkın ortaya koyduğu tepkiden hükümetten önce bazı sendikalar ders almalıdır, yoksa onların da pabucu dama atılır.
Son bir hafta içinde yaşananlardan alınacak dersler var demiş ve yeri gelmişken bağımsız Medya’nın önemini bir kez daha belirtmekte fayda var.
Her ne kadar yandaş medya, ilk zammı yeterliymiş gibi pompalamaya çalışmış olsa da halkta bekledikleri karşılığı bulamadı.
Eleştirebilen, muhalefet yapabilen ve milletin yanında duran medya gerçekten de demokrasilerde vazgeçilmezdir.
Demokratik hakkımız olan sorulara devam ediyoruz.
-Ders niteliğindeki bir diğer nokta ise madem enflasyon üzerinde zam olabiliyor neden yirmi yıldır ücret zamları enflasyon üzerinde olmadı?
- Seçim olmasaydı bu zam yine de olacak mıydı?
İşin aslına bakarsanız oy vermek üzere sandığa giderken birazda kendimizi sorgulamalıyız.
Karar vermemizde belirleyici olan tek kriter cebimize girecek para mı olmalıdır?
Yani ulusal güvenlik, milli eğitim, sağlık ve tarım politikaları hiç değerlendirme konusu olmayacak mı? Elbette ki para önemli hatta çok önemli ama “ ver parayı al oyları” yaklaşımı biraz incitici değil mi?
İşte birazda bu nedenle, onlar vermedi biz hakkımızı aldık, diye bakalım olan bitene.
Örgütlü olarak, mücadele ederek bugünlere gelen
EYT’lilerin muazzam başarısından alınacak çok önemli demokrasi dersleri vardır.
“Seçimi kaybetsem bile kesinlikle bu olmaz” diyen bir iktidardan istediğini alabilmek gerçekten lütuf değil tam anlamıyla demokrasinin fazileti olarak hakkını almaktır.
Hakkını alan insan borçlu olmaz, bu tür durumlarda demokratik rejimlerde kimsenin kimseye oy, moy borcu olmaz.
Tam bağımsız ve özgür iradelerimizle inandığımız istikamette gidip oylarımızı vermeliyiz.
Bizim çocuklarımıza ve gelecek nesillere “güçlü bir Türkiye” borcumuz var.
Oylarımızı verirken sadece bu sorumluluk bizim için bağlayıcı olmalıdır.
06 Ocak 2023
Ahmet Orhan