Başıma Gelenler! Bir Günün Hikâyesi / Ahmet Orhan Yazdı

Türkiye’de her alanda garip şeyler oluyor.

Başıma Gelenler! Bir Günün Hikâyesi / Ahmet Orhan Yazdı

Türkiye’de her alanda garip şeyler oluyor.

Halk tabiriyle kör tuttuğunu öpüyor.

Dünyada yaşanan ekonomik gelişmelerle izah edilemeyecek anormal fiyat artışlarına her sektörde rastlıyoruz.

Bugün Ankara’ya gönderilmek üzere iki sayfalık bir evrakı Türkiye’nin muhtemelen her şehrinde en az bir şubesi olan bir kargo şirketine uğradım.

Elimdeki evrakı teslim edip kargo bedelini sorduğumda duyduğum rakam karşısında kulaklarıma inanamadım.

Birkaç gramlık bu kargonun bedeli tam 53 liraydı…

Yaşadığım bu kadar olsa iyi bir de üstüne fatura kesmek istemeyişlerini de görünce şaşkınlığım bir o kadar daha arttı.

Anladım ki Millet olarak neredeyse tamamımız sadece zincir marketlere odaklanırken diğer sektörlerdeki aşırı fiyat artışlarının farkında bile değildik.

Biz Boncuk’un yanıp sönen lambasına bakarken fırsatçı kemirgenler cebimizdeki son kuruşları da tırtıklıyorlarmış.

YEMCİDE YAŞANANLAR

Sabahın erken saatlerinde bu olayın ardından başıma gelenler bundan ibaret değildi.

Meğer daha beteri de varmış…

Sol tarafımdan mı kalktım ne…

Yediği yemin karşılığını vermeyen tavuklarıma yumurta ve hiç sütünü içmenin nasip olmadığı koyunlarıma süt yemi almaya gittiğim yemcide yaşadıklarım daha doğrusu duyduklarım bütün sinirlerimi ayağa kaldırdı.

Arpa, mısır ve kesif yem fiyatlarının yüksekliğini bir şekilde kanıksamıştık.

Her ne kadar fiyatı somun ekmekten aşağı olmasa da geçtiğimiz yıllarda bir paket makarnadan daha pahalı olan samanı konuşmaktan da vazgeçmiştik.

Serde siyasetçilik var ya, mekan sahibi hemşerimize yem fiyatlarını ve samanın durumunu sorduğumda aldığım karşılık beni üreticilerimiz ve dar gelirli vatandaşlarımız adına çok kaygılandırdı.

Aman Allah’ım 20 kg ağırlığındaki bir balya samanın fiyatı 110 lira olmuş!

Böyle bir uygulama yok ama bir büyük baş süt hayvanını hiçbir besin değeri olmayan saman ile doyurmaya kalksanız en az bir balyayı tüketir.

Karşılığında süt alamadığınız gibi kısa sürede muhtemelen ineğinizi de kaybedersiniz.

Hiç olmazsa biraz da süt lalım diye kesif yem verirseniz Türkiye ortalamasına göre alacağınız yıllık süt iyi şartlarda 4,5-6 ton olurken karşılığındaki hayvan, yem, enerji, çoban, sabit yatırım ile amortismanları ve diğer giderler toplamı günlük olarak sığır başına en az 250 liraya ulaşacaktır.

Başka bir deyişle bir ineğin aylık maliyeti 5500 liralık asgari ücretin %50 üzerine tekabül etmektedir.

Süt üreticisi kar edemezken dar gelirli vatandaşımız da süt ve süt ürünlerinden yeterince yararlanamamaktadır.

TÜİK tarafından açıklanan ekim ayı süt ve süt ürünleri istatistiğine göre;

Ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarı, Ekim ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %9,6; azaldı.
Ekim ayında bir önceki yılın aynı ayına göre,

Tereyağı üretimi %27,1,

İçme sütü üretimi %24,1,

Ayran üretimi %13,3,

İnek peyniri üretimi %5,4,

Yoğurt üretimi %3,9 azalmış durumdadır.

Tüm bu rakamlar 2 milyondan daha fazla süt veren sığırın kesilmesinin doğal sonucudur.

Yukarıdaki rakamların hepsi son derece kötü olmakla birlikte en çarpıcı olanın içme sütü tüketimindeki büyük düşüştür.

Anlaşılan odur ki milletimiz çocuklarına bırakın tüketilmesi zaruri peynir, tereyağı gibi süt ürünlerini yedirebilmelerini, süt dahi içiremeyecek durumdadır.

Hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde süt açısından ülkemizin içinde bulunduğu durumu ortaya koydum.

Buradan çıkan sonuç; Türkiye’yi hayvancılık ve milletimizin et, süt ve ürünleri tüketimi açısından yani daha geniş tanımıyla hayvansal kökenli protein ihtiyacı açısından zor günler beklemektedir.

18 Aralık 2022

Ahmet Orhan

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2022, 14:01
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER