
Türkiye uzunca bir süredir hayat pahalılığını ve fiyat artışlarını sonuçlar üzerinden tartışmaya devam etmektedir.
Tartışmanın sebepler yerine sonuçlar üzerinde devam etmesi başta Cumhurbaşkanı ve ekibi tarafından sürdürülmektedir.
MHP genel başkanı da konu üzerinde aynı istikamette zincir marketlerde izlenmekte olan fiyat artışları üzerinden değerlendirme yapıp bu marketlerdeki fiyat artışlarının kökenine inilmesini isteyen bir konuşma yapması tartışmanın başka bir boyuta taşınması sonucunu yarattı.
Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, enflasyon etkisiyle oluşan fahiş fiyatlardan zincir marketleri sorumlu tuttu ve zam yapan zincir marketlerin ‘FETÖ’yle bağılarının araştırılmasını önerdi.
Devlet Bahçeli’nin önerisi, zincir market sahiplerinin üyesi olduğu Gıda Perakendecileri Derneğinin Başkanı BİM CEO’su Galip Aykaç'ın, “FETÖ terör örgütüyle bizi tehdit eden parti liderlerine söyleyeceklerimiz var. Bize bakarak 'ya bir tuğla da ben koyayım bu binanın temel taşına' demeyen, bir tane dikili ağacı olmayan insanlar sizlere ve bizlere bu yakıştırmayı yapıyorlar. Bre ahlaksızlar, bre densizler sizlere bundan sonra sizin tonunuzda cevap vereceğim bilesiniz” şeklinde sert ifadeler içeren açıklamasına yol açtı.
Doğal olarak patronların doğrudan MHP genel Başkanı üzerinden devleti yönetenleri hedefe oturtan son derece mütecaviz ve çirkin açıklaması aynı sertlikte ve yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden gelen tehditleri de beraberinde getiren karşılık verilmesiyle tartışma çok üst perdelere çıkmış oldu.
Aykaç’ın söz konusu konuşmayı dernek üyelerinin bilgisi dahilinde yapmış olmasına rağmen patron kıvraklığıyla Şok Market tarafından başkanın istifasının istenmesiyle tartışmanın kapatılma süreci başlamış oldu.
Henüz bu tartışma devam ederken TÜİK tarafından Kasım ayı Enflasyon verileri açıklandı.
Bu açıklamada Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) yıllık bazda yüzde 84,39 artarken aylık yüzde 2,88 arttığı kamuoyuna duyuruldu.
Beklendiği üzere fiyat artış hızı düşmüş olmasına rağmen genel görünümün aksine gıda enflasyonunda yükselmenin devam etmekte olduğu dikkat çekti.
Cumhur İttifakı Hükümeti üç harfli marketlerle uğraşırken gıda enflasyonu üç haneli oldu.
TÜİK’e göre Kasım’da gıda enflasyonu ekimde yüzde 99,05 olmasına rağmen yüzde 100’ü aşarak 102,55’e ulaştı. Aylık gıda enflasyonu ise yüzde 5,75’e çıktı.
Fiyat artışının en çok görüldüğü 10 tarım ve gıda ürünler ve oranlar;
Tereyağı yüzde 17,58, taze süt yüzde 15,71,
peynir yüzde 15,05,
alkolsüz içecekler ve konsantre içecekler yüzde 14,02, sebze yüzde 13,26, pirinç yüzde 10,87,
patates yüzde 8,28,
kuru sebze yüzde 8,24,
makarna yüzde 7,80 ve
taze meyveler yüzde 5,61 seviyesindedir.
Bu sonuçlar ortadayken Türkiye’nin bir an önce bu tahammül edilemez boyutta devam eden tartışmayı nedenler üzerinden yapmasının vakti gelmiştir.
Aksi taktirde halk olarak daha fazla faturalar ödemeye devam ederiz.
İki el bir baş içindir deyip kendi göbeğimizi kendimiz kesmemiz, sorunlarımıza çare üretmemiz gerekmektedir.
Çare ise fiyat artışlarının kökenine inmektir.
O kökenlere indiğimiz de ise karşımıza çıkan “tarımsal girdi” fiyatlarındaki devasa artışlardır.
Gıda üretimi yapabilmek için ihtiyaç duyulan malzemelerin başında gelen mazot gübre ve ilaçta fiyat artışları genel enflasyonun en az 3-4 katına ulaştığı ortamda raf fiyatlarındaki artışın durmasını beklemek ham bir hayaldir.
Market ve Pazar tezgahlarındaki fiyatın tarladakinin 5 katına kadar çıkması normal bir durum olmamakla birlikte nedenin sadece esnafın kar hırsına bağlamak da insafsızlık olacaktır.
Keşke öyle olsaydı, o zaman çözümün cezalarla veya el koyarak kayyum marifetiyle kolayca elde edilmesi mümkün olurdu.
Ne yazık ki durum bundan ibaret değildir.
Sorunun büyük kısmı tarlada, üretim ayağından başlayarak nakliye, lojistik, işleme ve nihayetinde satış ayağını takip eden bir çizgidedir.
Ünlü tarım yazarımızın söylediği sorunu tüm yönleriyle ortaya koymaktadır.
A.Ekber Yıldırım; “Türkiye, tarımsal üretimde kullanılan temel girdilerin hemen hepsinde dışa bağımlı. Gübrede yüzde 95 dışa bağımlı. Mazotta, enerjide büyük oranda dışa bağımlı. Zirai ilaçta, bazı ürünlerin tohumunda dışa bağımlıyız. Hayvancılık yapanlar için temel girdi yemdir. Yem hammaddelerinde yüzde 60 dışa bağımlı. Dışa bağımlı olunca fiyatları kontrol etmeniz çok zor. Dövizdeki her artış, girdi fiyatlarını yani üretim maliyetini artırıyor. Bu maliyet artışı ürünün fiyatını artırıyor. Plansız üretim, desteklerin yetersiz olması, üretim bölgesi ile tüketim bölgesi arasındaki mesafenin açılması ve taşıma, nakliye, lojistik maliyetleri de eklenince gıda fiyatlarında inanılmaz artışlar yaşanıyor.”
Sorunları tek tek ele alarak çözüm yoluna sokmak, çiftçimizi üretmeye, daha fazla üretmeye ikna etmek durumundayız.
Bulacağımız çözümler aynı zamanda son derece düşük olan çiftçimizin yaşam kalitesini de yükseltmeli ve mutlu etmelidir.
Eğer başaramazsak çiftçiler üretimden uzaklaşır, süt veren hayvanlarını keser ve köyünü, bağını, bahçesini terk etmeye devam ederse şundan emin olunuz ki ödeyeceğimiz fatura çok daha yüksek olacaktır.
07 Aralık 2022
Ahmet Orhan