Türkiye’nin demokrasi yolculuğu kesintisiz değildir. Bu yol, zaman zaman darbelerle, zaman zaman muhtıralarla, kimi zaman da hukuk ve idari kararlar eliyle kesilmiştir. Yöntemler değişmiş, aktörler farklılaşmış; ancak farklı düşüneni sınırlandırma refleksi ne yazık ki varlığını korumuştur.
28 Şubat sürecinde muhafazakâr kesimler kamusal alandan dışlanmıştı. Başörtülü anneler, çocuklarının askerî törenlerine alınmamış; ordu evlerinin kapıları yüzlerine kapanmıştı. Bugün ise benzer bir dışlama, bu kez güvenlik ve dış politika eleştirileri üzerinden yaşanmaktadır.
Dün inancı nedeniyle dışlananlar vardı, bugün ise fikri nedeniyle cezalandırılanlar…
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kırk yılı aşkın süreyle hizmet etmiş emekli Tümgeneral Rafet Kılıç Paşa’dır. Üniformasını çıkardıktan sonra da memleket meselelerine duyarlılığını sürdüren Kılıç Paşa, bir televizyon programında Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in şehit düşen askerimize yönelik, “Bir drone atılıyor. O da gelip Mehmetçiği vuruyor.” şeklindeki açıklamasını askerî ve güvenlik perspektifinden eleştirmiştir.
Bu eleştirinin ardından Kılıç Paşa’nın ordu evlerine girişinin yasaklandığı kamuoyuna yansımıştır. Kırk yılı aşkın süre bu orduya hizmet etmiş bir komutanın, yalnızca fikir beyan ettiği için ordu evi kapısından geri çevrilmesi hafife alınacak bir durum değildir; bu açıkça onur kırıcıdır.
Bu tabloyu tamamlayan bir diğer dikkat çekici örnek ise emekli albay ve eski İYİ Parti belediye başkan adayı Orkun Özeller’dir. Haber sitelerine yansıyan bilgilere göre Özeller, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik “terörist sevici” ifadesi nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklanmıştır. Özeller’in bu sözlerinin ardından Ülkü Ocakları’nın hedefi hâline geldiği de haberlerde yer almıştır.
Hâlbuki sürece kadar bebek katili türünden ifadelerle andığı Öcalan’ı bugün “kurucu önder” diye çözüm adına muhatap alan kişinin Devlet Bahçeli’den başkası olmadığı unutulmamalıdır.
Burada cezalandırılan kişilerden ziyade, eleştiri hakkının kendisidir. Terörle mücadelede yıllarını sahada geçirmiş askerlerin, emeklilik sonrası sivil hayatta birikimleri doğrultusunda yaptıkları değerlendirmeler nedeniyle cezai ve idari yaptırımlarla karşılaşmaları, meselenin münferit değil, yapısal olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de sistem değişikliğiyle birlikte terörle mücadele tanımı genişlemiş; bu genişleme zamanla ifade alanını da daraltır hâle gelmiştir. Devletin güvenliğini sağlama gerekçesiyle atılan adımların, düşünce özgürlüğünü baskılayacak biçimde uygulanması demokrasinin ruhuyla bağdaşmamaktadır.
Dün başörtüsü nedeniyle kapıdan çevrilen anneler nasıl hafızamızda derin bir yara açtıysa, bugün fikirleri nedeniyle dışlanan askerler ve aydınlar da yarının demokrasi muhasebesinde aynı yerde duracaktır.
Güçlü devlet, eleştiriden korkan değil; eleştiriyi dinleyebilen ve ondan ders alan devlettir.
Yöntemler değişebilir.
Ancak yanlış, yanlış olarak kalır.
29 Aralık 2025
Ahmet Orhan