Cebimize sığan bir dünya var artık.
İnsanoğlu 200 gram bile gelmeyen teknoloji ürününün içine milyarlarca sayfa bilgi, binlerce kilometre yol, yüzlerce yıllık teknoloji sığdırdı.
Gökyüzünü okumayı öğrendi; hangi gün, saat kaçta, nerede yağmur yağacak önceden biliyor.
Adımlarımızı sayıyor, sesimizi tanıyor, nabzımızı ölçüyor, kalp atışımızı uyarıyor.
Biz daha ne olduğunu tam anlayamadan, o bizi bizden daha iyi tanıyor.
Yapay zekâ dediğimiz şey, insanı kodlara döktü.
Mikroçip kadar bir bellek, dağlar dolusu kitaptan hızlı cevap veriyor.
Bilim, "olmaz" denileni olduruyor; mucize dediğimiz şey artık laboratuvarda üretiliyor.
Peki biz Müslümanlar ne yapıyoruz?
Göz damlası orucu bozar mı, diye tartışıyoruz.
Balık helal mi, müzik haram mı, seccade ne kadar uzun olmalı diye saatlerce fetva kovalıyoruz.
Her Ramazan ayında hindi kurban olur mu?
TV programlarında hocalar değişiyor, sorular değişmiyor!
Gazeteler 30 kuponu getirenlere, Türkçe tefsirli kutsal kitabımızı veriyor.
1400 yıldır sermaye edilmiş bir din anlayışı.
Bağışla, sadakayla yürüyen işler..İstemesi de Allah'ın adını vermek, hayır hasenat işi gibi göstermek.
Kurban bayramlarında düne kadar devletin kurumlarıyla deri kavgası yapan cemaatler...
KYK yurtlarını ülkede yaygınlaştırmayı yapamayan devlet, öğrenci barındıran güya Allah rızasına yurt açan cemaatler.
Yurt yönetimine çocuğunun barınması karşılığında imzaladığı senetleri ödeyemeyen fakir köylünün evine icra memuru ve jandarmayla çöken dinci zihniyet.
Taahhüt borcunu ödeyemediği için, çocuğu yurttan atılan ve jandarmadan tutuklaması çıkan gariban babalar.
Sonra " bizim cemaat Allah rızası için çocukları okutuyor" diyen sahte dindarlar. Dinden ticaret yapanlar, paraya para demeyenler..
Babaları amcaları ölünce birbirine girenler...Paranın başında kavga başlatan, birbirine giren kardeşler, birlikte menzile yürüyorlar güya...
Şan, şöhret peşinde yerini kaybedince bilmem ne cemaati hükümsüzdür hükmü açıklayan, sarıklı cüppeli bilmem ne hocalar...
Camide minbere çıkıp, kılıç çekip, sadece siyasetin kılıcını sallayan, devlet bütçesinden Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçesinden fazla paranın hakimi biri.
Tacize uğrayan kızlı, oğlanlı masumlar...
Şerefsizliğin, adiliğin adını koyduğunuz zaman, suç olan bir ülke...
Hayatımızın merkezinde sadece "din olmalı" öyle mi? Olsun peki, "yediğiniz kul haklarını nereye koyacağız?"
Oysa sokakta açlık var, savaş var, yoksulluk var.
Kadınlar ölüyor, çocuklar yıkıntılar altında susmayı öğreniyor.
Ama biz, buharlaşmış vicdanlarımızı saklayıp, gündelik hayatın en sıradan pratiklerini "din" sanıyoruz.
Teknolojiyi icat eden Batılı mühendis cehenneme mi gider, diye soran bir toplumun, hâlâ ampulü bile taklit ederek üretmesi tesadüf değil.
Çünkü bizde bilgi değil, inanç kutsanıyor.
Ama ne yazık ki o inanç da hakikatle değil, taassupla örülü.
Alim dediğin okumaz olmuş.
Mahalle arasında sahtekar hoca kaynıyor.
Cayır cayır yerden yere vurdukları medeniyetin ürünü ile video çekip, sosyal medyayı bile iyi kullanarak irin kusmaya devam ediyorlar.
Kulaktan beslenen, aklının ermediği şeyi okuyup öğrenmek yerine kutsayan, cahil halkı peşlerine takıp. müridlerim diye de ger ger geriniyorlar.
Aklı değil, ezberi kutsar hale gelmişiz.
Bilime dirençli, sanata kör, özgürlüğe düşman bir hale bürünmüşüz.
Dindarlık, düşünmemekle eş tutulmuş.
O yüzden artık kimse “neden” sorusunu sormuyor.
Soru haram, sorgulamak günah, araştırmak zındıklık.
Ve sonra soruyoruz kendi kendimize.. Bu alemde yaşayan müslümanlar olarak...
Neden hep biz ölüyoruz?
Neden hep bizim çocuklarımız mülteci kampında büyüyor?
Neden hep bizim şehirlerimiz bombalanıyor?
Çünkü aklı terk ettik.
Çünkü dini, bireysel bir vicdan meselesi değil, toplumsal bir baskı aracına çevirdik.
İnandığımız Allah’tan çok, korktuğumuz kuldan çekinir hale geldik.
İslam coğrafyası kan ağlıyor.
Her yerde bir "kardeş" kurşunu…
Aynı kıbleye dönenler, birbirini imha ediyor.
Camiler dolu, gönüller boş.
Ezber var, izan yok.
Ve en acısı: inanç var, ama insanlık yok!
Artık sormak gerekiyor:
Bilimin ışığıyla yürümeyen bir inanç, gerçekten ilahi olabilir mi?
Sadece kılık kıyafetiyle, sadece diliyle, şekliyle Müslüman olmak yetiyor mu?
Kindarlıkla örülmüş bir dindarlık, Allah’ın muradı olabilir mi?
Uyanmak için daha kaç çocuğun ölmesi gerek?
Daha kaç bomba patlamalı bir sabah ezanında?
Daha kaç genç, “sadece düşündüğü” için cezaevinde çürümeli?
Bu çağın cihadı; düşünmektir, üretmektir, keşfetmektir.
İsrail'in katliamına lanet mitingi düzenlemekten başka ne yapabiliyoruz.
Bugün İsrail'in yaptığı zorbalığı ve insanlık terörünü lanetlerken, İran'ın attığı bombaların kalitesini övüyoruz..
Bazı ahmaklar sosyal medyada İran füzelerinin vurduğu Tel-Aviv sokaklarını paylaşıp, kan üzerinden övgü yağdırıyor.
Behey ahmak, behey salak.. Ölen insan, insan...İran Yahudi çocukları öldürünce İslam'a mı hizmet ediyor. İsrail, çocukları katledince Musevi'liğe mi hizmet ediyor. İslam'ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'in de, Museviliğin kutsal kitabı Tevrat'ın neresinde insanları öldürün diye Allah'ın bir emri var?
Bu çağın en büyük ibadeti; aklı kullanmaktır.
Çünkü Allah’ın verdiği en büyük nimet, akıldır.
Ve biz o nimeti yıllardır rafta unutulmuş bir kitap gibi tozlandırıyoruz…
Yaşarken ölen beyinler kutsal cehaletten, oksijensiz kaldığında kadavraya dönüştüğünde ise, mermiden, bombadan ölüme gidiyor...
22 Haziran 2025
Mustafa Temiz