2002'den 2022'ye 20 Yıl / Ahmet Orhan Yazdı...

Tüm tartışma ve zaaflarına rağmen demokrasi Türkiye’ye yerleşmiş durumdadır. Tarihimizdeki ilk seçimden bu yana yapılan her seçim farklı sonuçlar doğurmuş olmakla birlikte, bunların içinde seçime gidilirken iktidar olan tüm partilerin barajı aşamayarak meclis dışı kaldığı yegane örnek 2002 3 Kasım erken milletvekilliği genel seçimidir.

2002'den 2022'ye 20 Yıl / Ahmet Orhan Yazdı...

Tüm tartışma ve zaaflarına rağmen demokrasi Türkiye’ye yerleşmiş durumdadır.
Tarihimizdeki ilk seçimden bu yana yapılan her seçim farklı sonuçlar doğurmuş olmakla birlikte, bunların içinde seçime gidilirken iktidar olan tüm partilerin barajı aşamayarak meclis dışı kaldığı yegane örnek 2002 3 Kasım erken milletvekilliği genel seçimidir.
Üzerinden neredeyse tamı tamamına 20 yıl geçmiş olan bu seçimde iktidar partileri DSP, MHP ve ANAP meclis dışı kalmıştır.
Kasım seçimlerinde oyların üçte birini almış olan ve ancak kuruluşu sadece bir yıla dayanan AKP meclis çoğunluğunu üçte iki ile kazanırken bir önceki dönem meclis dışı kalmış olan CHP ise yüzde 19 oyla 178 milletvekilliği kazanmıştır.

****
Seçimden birkaç ay önce kurulan Cem Uzan’ın GP’si bile yüzde yedinin üzerinde oy alırken Ecevit’in DSP’si %22 den %1’e düşerek Cumhuriyet tarihinin en yüksek oy kaybını yaşamış, MHP de bir önceki seçimde aldığı oyların yaklaşık yarıdan fazlasını kaybetmiştir.
2002 öncesi iktidar ortağı olan Tansu Çiller’in liderliğindeki DYP’nin de muhalefetteyken oy kaybederek meclis dışı kalmasının da son derece kayda değer bir olay olduğunu da buraya not etmekte fayda vardır.

****

Sonuçları itibariyle yapılan tüm seçimlerden farklı özellikler sergileyerek AKP’nin yirmi yıllık iktidarına yol açan ve önemli sonuçlar doğuran 2002 seçimlerini hazırlayan şartları bugüne ışık tutması bakımından yeniden hatırlamak yararlı olacaktır.

****
—Buradan çıkarılması gereken ilk sonuç şüphesiz ki 50 yıl sonra Türkiye’nin iki partili sisteme dönerek, yirmi yıllık tek partili istikrarlı hükümet yapılarının kurulmuş olmasıdır.
—3 Kasım seçimlerinin halkın kullandığı oyların %45’inin mecliste temsiline olanak vermemesi de eşi görülmemiş, olumsuz diğer bir sonuçtur.
—2002 seçimlerini yapılmasını zorunlu kılan şartlara ayrı bir parantez açılması yerinde olacaktır.
Türkiye, 1990’lı yıllarda hiper enflasyonla karşı karşıya kalmış bir dizi ekonomik krizi arka arkaya yaşamıştır.
1994, 1998, 1999, 2000 ve Şubat 2001 ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerin tarihi olmuştur.
Yukarıda da görüldüğü gibi son 3 ekonomik krizin Ecevit’in başkanlığındaki koalisyon döneminde olduğu görülmektedir.
—1999 yılında yaşanan maddi ve manevi çok büyük kayıplara neden olan Marmara depreminin yaşanmış olması kırılgan olan ekonomide yeni olumsuz sonuçlara yol açmıştır.
Yaşanan bu acı olayda ekonomik kaybın 20 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.
Bu dönemde enflasyon %70’e ulaşırken, ekonomimiz %6,1 oranında küçülmüştür.
Bir anlamda Türkiye ekonomisi dibe vururken ortaya  gelişmeler sonucunda yeni fırsatların da çıktığı olmuştur.
IMF ile enflasyonu düşürmek üzere 16 milyarlık anlaşma yapılmıştır.
Ne var ki enflasyonun düşürülmesinde yeterince hızlı sonuçlar elde edilememiş, dış ekonomik verilerde bozulmalar yaşanmaya devam etmiştir.
—Nihayet bir denetim yetkisinin zamanın Cumhurbaşkanı tarafından kullanılmak istenmesi sonrası “anayasa kitapçığı fırlatma” tartışması olarak tarihe geçen olaylar belki de Türk ekonomisinin en büyük ekonomik krizle karşı karşıya kalmasına sebep olmuştur.
Bu krizde gecelik faizler kısa bir süreliğine olsa da %7500 seviyelerine kadar çıkmıştır.
—Sürecin sonunda sayıları 23’ü bulan banka batarak kapatılmıştır.
—Bundan daha kötüsünün mümkün olmadığı şartlarda ekonomik maliyetler yüzünden atılamayan adımlar hayata geçirilerek ekonomideki olumsuzluklar başarıyla kontrol altına alınmıştır.
—Ekonomide olumlu sonuçlar alınmaya başlanmış olmasına rağmen Ecevit’in sağlığı bahane edilerek kurgulanan siyasi olaylar MHP liderinin erken seçim çağrısıyla başka gelişmelerin önünü açmıştır.
TBMM üyelerinin büyük çoğunluğunun “pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” ya da “ senden korkan senden beter olsun” efelenmeleriyle 3 Kasım 2002 tarihinde Milletvekilliği erken Genel Seçimi yapılması kararı alınmıştır.
Ondan sonra yaşananları yukarıda özetlemeye çalışmıştım.

****

2002 yılından bu yana Türkiye’de sular hiç durulmamış, bir yığın ekonomik, sosyal ve siyasi olay yaşanmaya devam etmiştir.
—Türk seçmeninin ancak üçte biri çoğunluğunun oyunu almasına rağmen köklü değişiklikler doğuran kararlar alma ısrarı, AK Partiyi laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olma suçlamasına maruz bırakmış, Anayasa Mahkemesindeki AK Partinin kapatılması yargılaması, kapatma yerine çeşitli cezaların verilmesiyle olay kapatılmıştır.

****
Bu olayın dışında süren tüm tartışmalara rağmen ekonomik faydacılık temelinde AK Parti açısından işler iyi gitmiş, dünyadaki petrol geliri kaynaklı dolarların bir kısmı Türkiye’ye getirilerek sıcak para ve ithalata dayalı olarak ekonomi büyümeye devam etmiş, halkın refah seviyesi yükselmiştir.

****
—Bu tatlı günler 2013 yılına gelindiğinde Devletin adalet sistemi ve kolluk kuvvetleri tarafından yapılan hükümet mensuplarına yönelik bir operasyonla son bulmuştur.

****
17–25 Aralık olayı olarak tarihe geçen bu gelişme devrin Başbakanı RTE’nin kararlı duruşuyla kontrol altına alınarak “ihanet kalkışması” olarak kayıtlara geçirilmiş, uygulayıcıları mahkum edilmiştir.
Söz konusu olayın devamında ABD başta olmak üzere gelişmiş bati ülkeleriyle ardı kesilmeyen olumsuz dış gelişmeler yaşanmaya başlamıştır.

****
—Suriye, Doğu Akdeniz, Ege sorunları ve son 50 yıldır kanayan yaramız olan bölücü terör yeniden etkinlik kazanmıştır.
—Yine de olumsuz dış gelişmeler ve fırsatlar iç içe yaşanmaya devam edilmiştir.
Yapılan sistem değişiklikleri, ve yeni ortaklıklar dahil çeşitli program ve vaatlerle AK Parti iktidarına devam etmiştir.
—Ancak ne olduysa 2021 Eylül ayıda görünen yüzünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon netice” yaklaşımı tıpkı “anayasa fırlatma” olayı gibi büyük sonuçlar doğurmuştur.
—Bu gelişmenin ardından 19 yılda 1,5 liradan yaklaşık 8,5 liraya kadar 5 katın üzerinde değer kazanan döviz kuru kısa sürede 18,5 liraya kadar yükselmiştir.
—Gözlerden uzak Merkez Bankası rezervlerinin yetersizliği yüksek maliyetli Kur Korumalı Mevduat(KKM) gibi finans araçlarının kullanımına yol açmıştır.
—Uluslararası piyasalarda Kredi Derecelendirme kuruluşları tarafından Türkiye’nin puanı düşürülerek borçlanma maliyetinin çok artmasına yol açılmıştır.
—Yüksek kur yüzünden her türlü emtiada, özellikle de halk çoğunluğunu doğrudan ilgilendiren gıda ve zorunlu tüketim mallarında %400’lere varan fiyat artışlarının yaşanması kaçınılmaz olmuştur.
—Yüksek kur, ihracat yapan sektörleri mutlu etmiş olsa da ihraç ürünlerinin birim fiyatlarının artması bir yana düşmesi önlenememiştir.
—Emekliler, işçiler ve memurların oluşturduğu ücretliler ile çiftçiler ekonomik gelişmelerden son derece mağdur olmuş ve hayat pahalılığı karşısında reel olarak yüksek oranda gelir kaybına uğramışlardır.
—Bu kesimler için konut ve otomobil satın alabilmek hayal olmuştur.
—Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası petrol ve doğal gaz tedarikinde yaşanan yüksek fiyat artışları ekonomik sıkıntıların artmasında işin tuzu biberi olmuştur.

****
Sıralamaya çalıştığım bu nedenler gibi daha birçok olumsuzluğun varlığından söz etmek herkes için çok kolaydır.
Bence burada sorulması gereken soru 2002 seçimlerini hazırlayan ortam ile yaşanmakta olan süreç karşılaştırıldığında hangisinin daha ağır olduğudur.

****
Bu sorunun cevabını değerli okuyucularımın idrakine bırakıyorum.
Tüm yaşananlara rağmen iki dönemin birbirinden farklı gözükmesinin en büyük nedeni basının, geniş anlamda medyanın durumudur.
Basının büyük kesiminin iktidar yandaşı ve tarafsız bir Türk basınının varlığından bahsedilememiş olması tablonun farklı görünmesine/algılanmasına neden olurken halkın tercihinin sağlıklı oluşmasının önünde engel teşkil etmektedir.
Demokrasinin yaşamasında ve gelişmesinde en önemli görev gelişmiş demokrasilerde 4. kuvvet olarak adlandırılan basın kuruluşlarına düşmektedir.

****
Haber alma özgürlüğünün kullanılamadığı bir ortamda halkın iradesinin belirleyici olmasını beklemek mümkün değildir.
Ne yazık ki Türk seçmeni demokrasi tarihimizde emsali görülmemiş ve her geçen gün baskısını daha fazla arttıran bir yönlendirmeyle karşı karşıyadır.
Ancak şurası unutulmamalıdır ki Türk Milleti geçmişte birçok kez bu türden baskıcı yöntemleri elinin tersiyle itmiş ve özgür iradesine sahip çıkmıştır.
İnancım odur ki zamanında ve erken yapılacak olan seçimlerde aziz milletimiz tüm güçlüklere rağmen en sağlıklı sonucu ortaya koyacaktır.

24 Haziran 2022

Ahmet Orhan

Güncelleme Tarihi: 24 Haziran 2022, 10:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER