
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana Türkiye birçok alanda büyük değişimler yaşadı. Ancak değişmeyen bir gerçek var: Atatürk üzerinden yürütülen kutuplaşma.
Tam 25 yıldır bu ülkenin kurucusu, bağımsızlığın ve çağdaşlığın sembolü olan Mustafa Kemal Atatürk, belli çevrelerin hedef tahtasında tutuluyor. Özellikle milli bayramlarda ve Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümü olan 10 Kasımlarda bu durum zirveye çıkıyor.
Ona düşmanlık edenlerin büyük çoğunluğu, Mustafa Kemal’i hiç tanımamış insanlar. Onun hayatını, mücadelesini, bir milleti yoktan var edişini bilmeden; kulaktan dolma söylemlerle nefret besleyen bir kitle...
Bu nefret, aslında bir bilgisizliğin ve bir ezikliğin dışa vurumu. Çünkü Mustafa Kemal, sultanlara kulluk eden değil; milletine efendi olmayı reddeden bir önderdi.
Sosyal medyanın etkisiyle birlikte bu nefret dili artık daha görünür hale geldi. Kimi sözde kanaat önderleri, tarih bilincinden yoksun sözlerle Mustafa Kemal’e “Selanik dönmesi” diyecek kadar alçalıyor; hatta onun annesine dil uzatacak kadar edepsizleşiyorlar.
Bu, fikir özgürlüğü değil; bir milletin kurucu değerlerine yapılan ahlaksızca bir saldırıdır.
Oysa bu topraklarda milyonlarca insan hâlâ Atatürk’ün izinde yürümektedir. Çünkü o sadece bir komutan değil; bir umuttu, bir dirilişti.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı vererek, eğitimde eşitliği sağlayarak, bilimin ışığını bu millete armağan etti.
Her 10 Kasım’da, saat dokuzu beş geçe duran kalpler aslında bir milletin vefasının sesidir.
Bir yanda Mustafa Kemal’e bir Fatiha’yı ya da saygı duymayı bile çok görenler var; diğer yanda onun “fikri hür, vicdanı hür” nesilleri için çabalayanlar...
Bu iki uç arasında Türkiye hâlâ bir yön arıyor.
Oysa yön bellidir: Bu ülkenin rotası, çağdaşlıkla, bilimle, özgürlükle çizilmiştir.
Atatürk’e düşmanlık etmek, aslında Türkiye’nin geleceğine düşmanlık etmektir. Çünkü Atatürk sadece bir tarih sayfası değil; bir milletin ayağa kalkış hikâyesidir.
Onunla kavga edenler, kendi geçmişine, kendi bağımsızlığına, kendi vicdanına yabancılaşanlardır.
Gerçek şu ki, Mustafa Kemal’e düşmanlık edenler, cehaletlerini bir kimlik hâline getirmişlerdir.
Oysa Türkiye’nin geleceği, Atatürk’le barışmaktan geçer.
Onu anlamak, sadece geçmişe değil; geleceğe sahip çıkmaktır. Çünkü bu milletin kaderi, onun kurduğu Cumhuriyet’le aydınlanmıştır.
Atatürk’e saldırmak, fikir özgürlüğü değil; bir millete ihanettir.
Bu ihanet hiçbir zaman sevgiye, ilerlemeye, huzura dönüşmez. Çünkü bu topraklarda hâlâ milyonlarca insan, o büyük liderin adını minnetle, saygıyla, sevgiyle anmaktadır.
Türk milletinin iliklerine kadar işlemiş olan bu sevgi, hiçbir nefretle sönmeyecektir.
14 Kasım 2025
Ahmet Orhan