
Bugünü doğru anlamak ne yapmamız gerektiğini belirleme açısından geçmişte yaşanmış büyük felaketleri ve onların sonuçlarını analiz etmek yararlı olacaktır.
Örneğin tankların silindir gibi ezip geçtiği Almanya ve atom bombaları ile yerle bir edilen Japonya kısa sürede dünyanın süper güçleri durumuna geldiler.
Çanakkale de 250 bin şehit vermemize rağmen biz aynı başarıyı yakalayamadık.
Kriz yönetimi ve yeniden yapılanma stratejisi ancak bilimin yol göstericiliği ile mutlak başarıya ulaşır.
Biz Çanakkale savaşında okuryazar ve aydınlarımızın büyük bir çoğunluğunu kaybetmiştik.
Bu yüzden bizim böyle bir şansımız olmadı.
Bize yol gösteren tarihi olayların ışığında yaşadığımız son deprem felaketini ele alacak olursak;
Öncesi ve sonrasında yapmamız gereken doğru yaklaşımı tespit etmek daha kolay olacaktır.
Yaşanan acı ve trajediyi anlatabilmek mümkün değil, binlerce çocuk yetim kaldı...
On binlerce kişi evlat acısı yaşıyor...
Dün belki on tane evi, işyeri olanlar bugün çadırda yaşıyor...
Bize düşen sadece onların acılarını paylaşmak değildir...
Bir yandan da depremzedelerin yaralarını sarıp normal hayata geçişlerine yardımcı olmaktır.
Bunun için depremin travmatik etkilerini silmenin yanında ekonomik, sosyal ve kültürel etkilerini de doğru bir şekilde tespit edip normalleşme stratejisini bilim ışığında belirlememiz gerekmektedir.
Depremin muazzam yıkıcı etkisine maruz kalan 10 ilimizdeki ağır hasarlı veya yıkılmış olan bağımsız birim 264 bin gibi son derece olağanüstü bir rakama ulaşmıştır.
Ayrıca yıkılan fabrikalar, kara yolları, demir yolları ve alt yapıları da ilave edildiğin kimine göre 45, kimine göre 85 kimine göre de 100 milyar dolarlık ekonomik hasar ortaya çıkmaktadır.
Türk ekonomisini gerçek bir krize sokan 1999 Marmara depreminin ekonomik maliyetinin 20 milyar dolar olduğu hatırlanacak olursa ne kadar zor bir döneme girdiğimiz herkes tarafından kabul edilecektir.
Yaklaşık yüz ilçenin yerle bir olduğu, binden fazla köyün haritadan silindiği düşünülürse maddi ve manevi büyük hasar daha iyi anlaşılır.
Konunun uzmanlar deprem enkazıyla ortaya çıkan molozların Erciyes dağı büyüklüğünde olduğunu söylüyorlar!
Ülkemizin en büyük Demir çelik ihracatçısı olan Çalık Holdinge ait fabrika deprem bölgesinde ve 6 Şubat dan beri üretim yapamıyor.
Türkiye’nin sayılı sanayi bölgesi Gaziantep’teki muazzam Organize Sanayi Bölgelerinin durumu tam olarak tespit edilebilmiş değildir
Tablo bu kadar vahim olunca devlet ve millet kenetlenmesi olmazsa olmazımız oluyor.
Böylesi zor günler ancak birlik ve beraberlikle aşılabilecekken ne yazık ki devlete olan güvende ciddi bir aşınma söz konusu.
Bu noktaya gelinmesinde iktidarın devleti partileştirme yaklaşımının olduğu inkâr edilmesi mümkün değildir.
İktidar görmek istemese de bu kavrayışla vatandaşlarımızın büyük bölümünde devlete güven duygusu zedelenmiştir.
Deprem bölgesinin acılarını yüreğinde hisseden vatandaşlarımızın bir bölümündeki dışlanmışlık duygusu siyasileşmiş devlet kurumlarına güvensizliği beslemiş, “Ahbap” adlı yardım derneğine herhangi bir yönlendirme olmadan toplanan yüklü bağış ile kendini göstermiştir.
Tüm toplumun dikkatini çeken bu durum daha sonra televizyon kanallarının ortak yayını ile yapılan yardım kampanyasında da daha belirgin olarak kendini göstermiştir.
İktidarın talebiyle olduğu düşünülen TV ortak yayınında, geniş katılımlı yardım toplama girişimi 115 milyar liraya ulaşmışsa da bunun neredeyse %90’lık bölümünün devlet bankaları ve yandaş şirketler tarafından yapılmış olması son derece manidardır.
Ayrıca toplanan yardımın 85 milyar liralık bölümünün kamu kurumları tarafından yapıldığını da not edelim.
AKP’nin millet çoğunluğunu iktidar etrafında buluşturma arayışı, rakamın büyüklüğüne rağmen istenen sonuca ulaşmamıştır.
Bununla beraber iktidara yakın olan bazı şirketlerin bağışları pek inandırıcı gelmedi.
Bu noktada kamuoyu tarafından yandaş şirketler tarafından taahhüt edilen rakamların yerine getirildiğinin takip edilmesi yarar vardır.
Malum bazılarının bir verip bin almak gibi bir becerileri söz konusu.
Yukarıda özetlemeye çalıştığım gerçeklikle devlet kurumlarına olan güven kaybı doğru tanımlanmaya muhtaçtır.
Umarım Cumhurbaşkanı vatandaşlarımızın bir bölümünü dün şikâyetçi olduğu “karşı mahalle” olarak konumlandıran yönetim anlayışının yarattığı derin ulusal hasardan payına düşen dersi almış olur.
Yeri gelmişken hatırlatayım Bülent Arınç’ın seçimi erteleyelim çıkışının altında yatan sebebi daha iyi anlıyorsunuz değil mi?
İşin garip tarafı onların söz konusu çıkışlarının altındaki nedenleri milletin anladığını anlamıyor olmalarıdır!
Tüm acılarımızın yanında bizzat hükümet tarafından tercih edilen cepheleştirme yaklaşımına dayalı yönetim anlayışı, milli birliğimize olan büyük zararı gizlenemeyecek boyutlara ulaşmıştır.
Türk Milleti olarak acıları paylaşır ve yaralarımızı sararız ama önemli olan tüm toplumu, dünya görüşü farklılıklarımıza rağmen ötekileştirmeden her durum altında kucaklayan bir yönetim anlayışını hayata hâkim kılmaktır.
20 Şubat 2023
Ahmet Orhan
Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2023, 04:10
Harika özetlemişsiniz. Bende aynen katılıyorum yüreğinize sağlık