
Türkiye’nin yaklaşık bir yıldır değişmeyen bir numaralı gündem maddesi, “terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen ve PKK’nın fiilen tasfiyesiyle sonuçlandırılması hedeflenen süreçtir. Bu süreç, hem siyasi hem de sosyolojik boyutlarıyla toplumun tüm kesimlerinde yakından takip edilmektedir. Cumhur İttifakı’nın kararlı duruşu, sahadaki gelişmeler ve verilen mesajlar, bu başlığın uzun süre daha gündemin en üst sıralarında yer alacağını göstermektedir.
Bunun hemen ardından gündemden hiç düşmeyen ikinci temel başlık ise ekonomidir. Hayat pahalılığı, enflasyon ve alım gücündeki erime, toplumun her kesimini doğrudan etkilemeye devam etmektedir. Asgari ücretli, emekli, sabit gelirli ve küçük esnaf; artan fiyatlar karşısında her geçen gün biraz daha zorlanmaktadır. Market raflarındaki etiketler, mutfaklardaki yangının somut göstergesi hâline gelmiştir.
Bunların dışında ise haftalara ve günlere göre değişen dönemsel siyasi ve diplomatik gelişmeler öne çıkmaktadır. Geçtiğimiz hafta da bu başlıklar arasında iki tanesi; Papa ziyareti ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin eski Başkanı Mesut Barzani’nin Türkiye ziyareti ve bu ziyaret sırasında yaşanan gelişmeler, kamuoyunun dikkatine yansımıştır. Verilen mesajlar, yapılan açıklamalar ve sergilenen diplomatik dil, bölgedeki dengeler açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya koymuştur.
Bunlardan ilki, Papa’nın Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyarettir. Ziyaretin, Haçlı Seferleri’nin başlama yıl dönümüne ve aynı zamanda İznik Konsili’nin 1700. yılına denk getirilmesi; İznik’te Ortodoks Patriği’nin de katılımıyla bir ayin düzenlenmesi toplumun geniş kesimlerinde ciddi rahatsızlık oluşturmuştur. Bu organizasyonun, salt dini bir etkinlikten ziyade sembolik ve propaganda yönü ağır basan bir mahiyet taşıdığı yönündeki kanaatler daha da güçlenmiştir. Kamuoyunun gösterdiği ilgi, ne yazık ki büyük ölçüde olumsuz bir ilgi olarak yansımıştır.
Gündemi sarsan bir diğer gelişme ise Mesut Barzani’nin Türkiye ziyareti ve bu kapsamda Cizre’de yapılan toplantıya katılımı olmuştur. Özellikle Barzani’nin korumalarının uzun namlulu silahlarla ve bordo bereli askerî üniformalarla Türkiye topraklarında boy göstermesi, toplumda büyük bir tepki dalgası oluşturmuştur. Devletin egemenlik algısı ve güvenlik hassasiyetleri açısından son derece sorunlu görülen bu görüntüler, kamu vicdanını derinden yaralamıştır.
Her iki ziyaretin de hükümetin bilgisi ve izni dâhilinde, hatta davetiyle gerçekleştiği gerçeği özellikle vurgulanmalıdır. Bu noktada iki ihtimal vardır:
Ya bu ziyaretlerin tarihleri ve oluşturacağı hassasiyetler bilindiği hâlde bilerek bu programlara onay verilmiştir ki bu durumda kamuoyu tepkisinin açıkça önemsenmediği sonucu çıkar.
Ya da tüm bu süreçler bilinçsizce yürütülmüştür ki bu da devlet yönetiminde vahim bir dikkatsizlik ve zaaf anlamına gelir. Her iki ihtimal de Türkiye açısından son derece kaygı vericidir.
Daha da dikkat çekici olan ise hükümetin kontrolünde gerçekleşen bu gelişmelere, hükümet ortağı olan MHP’nin sonradan sert tepkiler göstermesidir. Olaylar yaşanmadan önce en küçük bir uyarı dahi yapılmazken, yaşandıktan sonra “kamuoyundaki tansiyonu düşürmeye” yönelik olduğu anlaşılan açıklamaların samimiyeti ve inandırıcılığı doğal olarak sorgulanmaktadır. Öncesinde sessiz kalanların sonrasında gösterdiği tepkilerin siyasi karşılığı da toplum nezdinde son derece zayıf kalmaktadır.
Türkiye’nin gündeminde hayat pahalılığı, adaletsizlik, işsizlik, gelir dağılımı bozukluğu, eğitim ve güvenlik gibi hayati sorunlar varken; algıya dayalı, sembolik ve provokasyona açık başlıkların bilerek öne çıkarılacak bir zeminin hazırlanması, Türk milleti adına ayrıca bir talihsizliktir. Gerçek sorunların üzerini örten bu tür tartışmalar, ülkenin enerjisini tüketmekten başka bir işe yaramamaktadır.
Devleti yönetenlerin, attıkları her adımın tarihî, siyasi ve toplumsal sonuçlarını hesaba katmak zorunda olduğu artık açıkça görülmelidir. Türkiye, gündemini yapay tartışmalarla değil, milletin gerçek sorunlarıyla belirlemek zorundadır.
Türkiye, bir yandan güvenliğini tahkim etmeye çalışırken, diğer yandan ekonomideki derin sorunlarla boğuşmak zorundadır. Dış politikadaki gelişmeler, terörle mücadele ve ekonomik sıkıntılar, aynı anda yönetilmesi gereken çok boyutlu bir süreci işaret etmektedir. Bu nedenle gündem hızla değişse de ana başlıklar uzun süredir aynı yerde durmaktadır.
Toplumun beklentisi ise nettir: Terörün tamamen sona ermesi, ekonomik rahatlamanın hissedilir hâle gelmesi ve ülkenin hem içeride hem dışarıda daha öngörülebilir, daha güvenli bir rotaya oturması.
06 Aralık 2025
Ahmet Orhan