Su Boğar “Ateş” Yakar / Ahmet Orhan Yazdı...

Rahmetli Gün Sazak şehit edildiğinde dünyamız başımıza yıkılmıştı...

Su Boğar “Ateş” Yakar / Ahmet Orhan Yazdı...

Rahmetli Gün Sazak şehit edildiğinde dünyamız başımıza yıkılmıştı...

Yaşadığımız acı tarif edilemezdi.

Hep birlikte gözyaşlarıyla uğurladık Gün Sazak’ı.

Aradan yıllar geçti, 1995 yılında eski ülkücüler üzerinde derin izler bırakan Ülkü Ocakları Genel Başkanı Metin Tokdemir’i elim bir trafik kazasında kaybettik.

Yine bütün ülkücü camia gözyaşlarına boğuldu.

Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’i1997 yılında kaybettiğimizde Ankara, tarihinin en kalabalık cenaze törenlerinden birini yaşadı...

Ankara’nın karlı soğuk havası son görevlerini yapmak üzere yurdun ve dünyanın dört bir yanından gelen ülkücülere engel olamadı.

Sonra Muhsin Yazıcıoğlu’nu şehit ettiler.

MHP’li veya BBP’li ayırmadan bütün ülkücü camia büyük bir üzüntüyle uğurladı Muhsin başkanını.

Her kayıp, her acı Ülkücü Hareket’te birlik ve beraberlik içinde kenetlenmiş olarak karşılandı.

Ülkücü hareketin belki de bütün dünyada tanınmasının en önemli nedeni bu özelliğidir.

Geçtiğimiz hafta, 2022’nin sonunda Ankara’da kalleş bir pusuda Ülkü Ocakları eski genel başkanı Sinan Ateş’i şehit ettiler.

Fakat bu sefer farklı bir şeyler var...

Suikastın önüne geçen farklı bir durum söz konusu...

Bağırıp çağırması, hatta yeri göğü inletmesi gerekenler, hiç bir şey olmamış gibi sessizliklerini bozmadılar.

Oysa Ülkücü Hareket’te acı ve öfke tarif edilemez boyuttaydı, ortam adeta yangın yeriydi.

Öyleyse aynı duyguları paylaşması gereken tepedekilerin bu sessizliği neden?

Neden genel başkan olarak görev yaptığı kısa süreye rağmen 7 den 70’e tüm ülkücülerin sevgisini kazanmış Şehit Sinan Ateş’in cenazesine genel başkan yardımcısı düzeyinde bile iştirak edilmedi?

Bu soruların cevaplarını ben de bilmiyor ve her ülkücü gibi yapılacak açıklamayı sabırsızlıkla ve çokça da öfke ve kırgınlıkla bekliyorum.

Ama bir nebze olsun bu büyük acı ve öfkeye tercümanlık edebilirim...

Çocuk yaşlardan bu yana 50 yıldır birlikte her şeyi paylaştığım bu insanları, duygularını ve onlar söylemeden düşüncelerini bilirim.

Yaşanılan büyük acının nedeni, Sinan reis gibi donanımlı ve gelecek vadeden bir kardeşlerinin en adisinden torbacı katillerin kalleş pususunda kurban verilmesidir.

Kiralık caniler onun ve güvenliğini sağlamakta gönüllü olan ülküdaşlarının Cuma namazına silahsız gideceklerini dahi hesaba katarak plan yapmışlardı.

Öfkenin sebebi ise yukarıdakilerin sessizliği ve duyarsızlığıdır.

Çok büyük kayıplar vererek, acılar yaşayarak bugünlere gelen ülkücü hareket her kayıpta, her acıda kardeşlik duygularıyla, zor günleri birbirlerine sımsıkı kenetlenerek aşmayı başarmıştır...

Her acıyı tevekkülle içine sindirmiş yoluna devam etmiştir.

Yukarılarda olan biteni anlamasa veya söylenenlere katılmasa da “lider, teşkilat ve doktrin tartışılmaz” diyerek her yapılanın altında belki de gerçekte hiç olmayan hikmetleri aramıştır.

Ama şimdi görüyorum ki bu sefer durum farklı; yaşanmakta olan suskunluk içinde büyük bir öfke barındırmakta.

Bu noktada konuya farklı bir projeksiyonla sorulması gereken soruların cevabını arayarak devam edelim.

Ülkücü Hareket, içinde bulunduğumuz süreçte genetik kodlarının değiştirilmesine müsaade edecek mi?

Yoksa bu süreci içine sindiremeyerek, öze dönüş arayışı içinde mi olacak?

Sosyal organizasyonlarda öze dönüş hareketi için önce alerjik tepkiye neden olan başkalaşımı teşhis ve varlığını kabul etmek gerekir.

Olaylara teşhis koyarken ülkücü değerler ışığında ve yine ülkücü dünya görüşüyle gözlem ve analizden taviz verilmemelidir.

Bu kadar dinamik bir tabana rağmen tavandaki sessizlik nasıl tanımlanabilir?

Bir tek cevap söz konusudur, o da oluşturulmak istenen yeni ortamdaki doku uyuşmazlığıdır.

Bir damla pisliğin bile tertemiz berrak suları kirletebileceği bilinirken bu kadar fazla necasetle bir araya gelerek, temiz kalmak mümkün değildir.

Birileri pis kokuları, kuvvetli hoş kokularla kapatmaya çalışsa da ülkücülerin içgüdüleri kuvvetlidir.

Hele hele olayların arka planını idrak etmede muhteşem bir yeteneğe sahiptirler.

Bu hareket, tıpkı çağlayan bir nehir gibi her türden pisliği kıyıya atar.

Kendisini dönüştürmek isteyenleri ya kendine dönüştürür ya da dışarı atar, öz dokusunu yıllardır birçok halde yaptığı gibi muhafaza eder.

Rahmetli Necdet Sevinç belki de “çekirdeğe dönmek “ derken bugünleri işaret ediyordur.

Daha öncede yüzlerce hatta binlerce kez bu acıyı yaşadığı gibi bir kez daha Ülkücü Hareket Sinan Ateş ‘i gözyaşlarıyla yüreğine gömdü.

Lakin bu sefer önemli bir karar vermenin arifesinde gibi kararlı bir duruş sergiliyor.

Ya ortalık süpürülüp temizlik yapılacak, ya da büyük öze dönüş zor da olsa gerçekleştirilecek!

Ülkü şehidine rahmet, ailesine, ülkücü harekete sabır ve baş sağlığı diliyorum...

Mekânın cennet olsun, ölümsüz genel başkan Sinan Ateş!

Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez!

05 Ocak 2023

Ahmet Orhan

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Akar
Mustafa Akar - 4 yıl Önce

İyi bir ülkücü olduğunuz belli oluyor. Yazılarınızda hep milletin menfaatini gözetiyorsunuz. Bu cinayet ülkücleri ayağa kaldırırmı.? Benim hiç unudum yok lakin sizin yazılarınızı takdirle karşılıyorum

SIRADAKİ HABER