
Yeşilliklerde beş yılda yaşanan sessiz ama yakıcı artış.....
Market raflarındaki etiketlere baktığımızda canımızı en çok acıtan hep “büyük rakamlar” oluyor. Et, süt, peynir, yağ… Gözümüz ilk onlara takılıyor. Oysa mutfağımızın en mütevazı misafiri olan bir demet maydanoz, beş yılda yaşadığımız hayat pahalılığını belki de en sade, en çarpıcı biçimde anlatıyor.
2020: Pandemi günlerinin mütevazı tezgâhları
2020 yılında, pandemi sürecinin zorlu günlerinde semt pazarına giden vatandaş, tezgâhtan aldığı bir demet maydanoz için sadece 1 lira uzatıyordu. Roka, dereotu, tere yine 1 lira civarındaydı. Marul 2–3 lira, yeşil soğan 1,5–2 lira…
O günlerde hayat ucuz sayılmazdı; ama mutfakta “yeşilliği eksik etmeyelim” deme lüksü hâlâ vardı. Bir salatanın, bir çorbanın ya da bir tencere yemeğinin üzerine serpiştirilen maydanoz hem sofraya renk katıyor hem de cebi yakmıyordu.
Beş yıl sonra: Sessiz ama keskin bir artış
Aradan beş yıl geçti. Bugün aynı pazara gittiğinizde tezgâhlardaki rakamlar adeta sessizce bağırıyor:
Bir demet maydanoz, roka, dereotu çoğu yerde 10 lira.
Bir baş marul 25–30 lira.
Yeşil soğan da benzer bantta.
Bir zamanlar bozuk parayla alınan bu yeşillikler, bugün 80–100 liralık küçük bir yeşillik torbasına dönüşmüş durumda. Yani maydanoz beş yılda 10 kat zamlandı.
Maliyet zinciri kırılmış durumda
Bu artışın nedeni elbette “kötü niyetli pazarcı” değil. Mazot, gübre, tohum, işçilik, nakliye, soğuk hava deposu, market kirası, elektrik…
Tarladan tezgâha uzanan zincirin her halkası ayrı bir maliyet patlaması yaşıyor.
Çiftçi maliyetini kurtarmaya çalışıyor, aracılar payını koyuyor, market giderini ekliyor. Sonuç: Sofradaki salatanın üzerine doğradığımız iki dal maydanoz bile artık dar gelirli için bir hesap kalemine dönüşüyor.
Asıl trajedi: Yoksulluğun normalleşmesi
Bir ülkenin yoksulu eti, peyniri, zeytinyağını alamıyorsa bunun adı yoksulluktur.
Ama maydanozdan, rokadan, maruldan kısmaya başlıyorsa; bunun adı artık yalnızca yoksulluk değildir.
Bu, yoksulluğun sıradanlaştığı, normalleştirildiği bir düzendir.
Bugün milyonlarca emekli, asgari ücretli ve dar gelirli aile pazara şöyle bakıyor:
“Marul almasak da olur.”
“Maydanoz bu hafta olmasın, çocuklara meyve alalım.”
“Salata lüks oldu, yemek olsun yeter.”
Bir demet maydanozun hikâyesi aslında şunu söylüyor:
Bu ülkede hayat pahalılığı sadece “büyük kalemlerde” değil; soframızın süsü sandığımız en küçük ayrıntılarda bile derinleşti.
2020’de cebimizdeki bozuk parayla aldığımız yeşillik, bugün cüzdanımızdaki banknotlara göz dikmiş durumda.
Asıl soru: Hayat kontrolünü kaybetmişken rakamların ne önemi var?
Eğer bir ülkenin insanı salatasına koyacağı maydanozu bile düşünerek alıyorsa, o ülkede kontrolü kaybeden şey enflasyon rakamları değil, hayatın ta kendisidir.
Peki hükümet ne yapıyor?
Onlar rakamlara takla attırmakla ve yeniden Osmanlı hayalleri pazarlamakla meşgul.
Neymiş efendim, TÜİK enflasyonu yüzde 30’un altına iniyormuş...
Asgari ücretliye yüzde 20 mi, yoksa yüzde 25 mi versek diye “müjde” havasında yayınlar yapan yandaş kanallar da cabası.
Allah bu hükümete vicdan ve insaf, vatandaşa ise sabır ve ilk seçimde bunları gönderecek basiret versin.
3 Aralık 2025
Ahmet Orhan