Cemaatin Kasası, Devletin Aynası / Ahmet Orhan Yazdı..

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre soruşturmanın milyonlarca mensubu bulunan Süleymancıların tamamına yönelik olmadığı, belirli kişiler ve bunlarla bağlantılı olduğu ileri sürülen mal varlıkları üzerinden yürütüldüğü anlaşılıyor.

Cemaatin Kasası, Devletin Aynası / Ahmet Orhan Yazdı..

Süleymancılara yönelik operasyon, yalnızca bir cemaatin yöneticileri hakkında yürütülen adli soruşturma olarak görülmemeli. Asıl tartışılması gereken, Türkiye’de milyonlarca insana ulaşan dini yapıların ekonomik gücünün, siyasi ilişkilerinin ve mal varlıklarının hangi ölçülerde denetlendiğidir.

Türkiye birkaç gündür Süleymancılar, diğer adıyla Süleymanlılar cemaatine yönelik operasyonu konuşuyor.

Birçok ilde eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonun, cemaatin lideri Alihan Kuriş ile yakın çalışma çevresine yönelik olduğu açıklandı. Soruşturma kapsamında çok sayıda taşınmaz, yüklü miktarda nakit para ve gizli bölmelerde bulunduğu bildirilen külçe altınlar gündeme geldi.

Ancak daha soruşturmanın başında bazı medya kuruluşları ve sosyal medya hesaplarında öyle cümleler kuruluyor ki insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Yargı henüz karar vermemişken, bu hükmü kim veriyor?

Bir soruşturmanın varlığı, suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Devletin görevi suçlu ilan etmek değil, suç şüphesini araştırmaktır. Gazetecinin görevi de mahkemenin yerine geçmek değil, kamuoyunun sorularını sormaktır.

Bu nedenle ortaya atılan iddialar ne küçümsenmeli ne de hüküm verilmiş gibi sunulmalıdır.

Çünkü hukuk devletinin en temel ölçüsü budur.

Mesele Yalnızca Süleymancılar mı?

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre soruşturmanın milyonlarca mensubu bulunan Süleymancıların tamamına yönelik olmadığı, belirli kişiler ve bunlarla bağlantılı olduğu ileri sürülen mal varlıkları üzerinden yürütüldüğü anlaşılıyor.

Üstelik bu konu ilk kez bugün gündeme gelmiyor.

Cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu ve geçmişte AK Parti milletvekilliği yapmış Fatih Süleyman Denizolgun, uzun zamandır cemaat yönetimine ilişkin ciddi iddialar ortaya atıyor ve soruşturma yapılması çağrısında bulunuyordu.

Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca son operasyonun fotoğrafı olarak değerlendirmek eksik kalır.

Asıl soru şudur:

Türkiye’de dini yapılanmaların ekonomik gücü ne kadar denetlenmektedir?

İşte tartışmayı buraya taşımak gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca bir cemaatin liderinin üzerinde veya yakın çevresinde bulunduğu iddia edilen mal varlığı değildir.

Mesele, Türkiye’de milyonlarca insana ulaşabilen dini yapıların zaman içerisinde oluşturduğu ekonomik ve siyasi gücün hangi hukuk kuralları içerisinde faaliyet gösterdiğidir.

Cemaat mi, Ekonomik Güç mü?

Dini inanç özgürlüğü, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biridir.

İnsanların inançlarını özgürce yaşamaları, örgütlenmeleri ve inançlarını paylaşmaları devlet tarafından güvence altına alınmalıdır.

Ama burada çok önemli bir sınır vardır.

Dini faaliyet başka, ekonomik faaliyet başkadır.

Bir yapı bağış topluyor, yurt işletiyor, şirketler kuruyor, taşınmazlar ediniyor, ticari faaliyetlerde bulunuyor ve milyonlarca liralık, hatta milyarlarca liralık ekonomik varlık yönetiyorsa artık sadece “dini faaliyet” kavramıyla açıklanabilecek bir alanın içinde değildir.

Orada vergi hukuku vardır.

Orada mali denetim vardır.

Orada şirketler hukuku vardır.

Orada kara para ve suç gelirleriyle mücadele mevzuatı vardır.

Ve bütün bunların üzerinde kamu yararı ve hukuk devleti vardır.

Devletin burada yapması gereken, cemaatleri inançlarından dolayı takip etmek değil; ekonomik faaliyet gösteren bütün kişi ve kuruluşlara uyguladığı hukuk kurallarını dini yapılara da eşit biçimde uygulamaktır.

Peki Diğerleri?

İşte operasyonun ortaya çıkardığı en önemli soru budur.

Eğer bir dini yapının ekonomik faaliyetleriyle ilgili ciddi şüpheler varsa elbette soruşturulmalıdır.

Ama aynı soru şu şekilde de sorulmalıdır:

Türkiye’deki diğer büyük dini yapılanmaların ekonomik varlıkları ne durumdadır?

Kaç şirketleri vardır?

Kaç yurtları vardır?

Ne kadar taşınmaz yönetmektedirler?

Toplanan bağışların hesabı nasıl tutulmaktadır?

Yurt dışında ne kadar mal varlığı bulunmaktadır?

Bu kaynakların vergisel yükümlülükleri yerine getirilmekte midir?

Ve en önemlisi, bütün bu ekonomik faaliyetler kimin adına kayıtlıdır?

Bunların sorulması bir dini yapıya düşmanlık değildir.

Tam tersine, hukukun herkese eşit uygulanmasını istemektir.

FETÖ yapılanmasının hikâyesi ise bu tartışmanın dışında tutulamaz. Çünkü Türkiye, dini bir yapılanmanın ekonomik, bürokratik ve siyasi gücünün devlet mekanizması içerisinde nasıl devasa bir örgütlenmeye dönüşebileceğini çok ağır biçimde tecrübe etti.

15 Temmuz’un ardından bu konuda devletin hafızasının çok daha güçlü olması gerekmez mi?

Siyasetle Cemaat Arasındaki İnce Çizgi

Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin siyasetle ilişkisi yeni değildir.

Seçim dönemlerinde bazı dini yapıların belirli siyasi partileri veya adayları desteklediği, mensuplarını belirli tercihlere yönlendirdiği uzun zamandır bilinen bir gerçektir.

Süleymancıların da özellikle seçim dönemlerinde siyasi tercihleriyle gündeme geldiği biliniyor.

Ancak siyasi iktidarların dini yapılara yaklaşımında ortaya çıkan çifte standartlar, asıl üzerinde durulması gereken meselelerden biridir.

Bir cemaat iktidarla iyi ilişkiler kurduğunda ekonomik faaliyetleri görünmez hâle geliyor, siyasi dengeler değiştiğinde aynı yapı birdenbire “tehdit” olarak mı görülüyor?

Eğer böyleyse ortada hukuk değil, siyasetin ihtiyaçlarına göre çalışan bir devlet anlayışı vardır.

Oysa hukuk devletinde ölçü değişmez.

Dün iktidara yakın olan için başka, bugün karşısında duran için başka hukuk olmaz.

Devletin Aynası

Bu nedenle Süleymancılara yönelik operasyonu ne peşinen bir “siyasi tasfiye” ilan etmek doğru olur ne de soruşturmayı daha ilk günden “milli güvenlik operasyonu” diye kutsamak.

Gerçeği ortaya çıkaracak olan deliller ve bağımsız yargıdır.

Fakat devletin önünde bundan çok daha büyük bir görev bulunmaktadır.

Türkiye’deki bütün dini yapılanmaların ekonomik faaliyetleri şeffaf, denetlenebilir ve hukuka tabi hâle getirilmelidir.

Kimsenin inancına dokunmadan…

Kimsenin ibadetine karışmadan…

Kimsenin dini tercihinden dolayı hesap sormadan…

Ama herkesin parasını, şirketini, taşınmazını ve ticari faaliyetini hukuk çerçevesinde denetleyerek.

Çünkü mesele aslında Süleymancılar değildir.

Mesele, devletin hukuk karşısında herkese aynı mesafede durup durmadığıdır.

Bugün bir cemaatin kasası açılıyorsa, yarın başka bir cemaatin kasası da açılabilmelidir.

Bir yerde şüpheli mal varlığı varsa soruşturulmalıdır.

Bir yerde suç varsa üzerine gidilmelidir.

Ama bütün bunlar siyasi tercihe göre değil, hukukun evrensel ölçülerine göre yapılmalıdır.

Aksi hâlde bugün alkışlanan operasyon, yarın başka bir siyasi hesabın aracı hâline gelebilir.

Ve o zaman mesele cemaatlerin kasasında ne bulunduğu olmaktan çıkar.

Asıl mesele, devletin aynasında kimin göründüğü hâline gelir.

18 Ağustos 2026

Ahmet Orhan

Güncelleme Tarihi: 19 Ağustos 2026, 10:37
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER