Allah Kimseyi Bu Hale Düşürmesin / Mustafa Temiz Yazdı...

Muhalefet çevrelerinde dillendirilen iddia çarpıcı. CHP'nin iktidar alternatifi haline geldiğini gören siyasi iktidarın, yargı süreçleri ve devlet kurumları üzerinden yeni bir siyasi denklem oluşturduğu; ortaya çıkan bu tabloya ise Kemal Kılıçdaroğlu'nun attığı adımların istemeden de olsa hizmet ettiği yönündeki değerlendirmeler giderek daha fazla dile getiriliyor.

Allah Kimseyi Bu Hale Düşürmesin / Mustafa Temiz Yazdı...

Siyaset, milletin geleceğini inşa etme sanatıdır. En azından olması gereken budur. Fakat bazen öyle dönemler yaşanır ki siyaset, hizmet üretme yarışından çıkar, koltuk mücadelesinin gölgesine hapsolur. İşte o zaman kaybeden yalnızca partiler değil, olan demokrasiye duyulan güvene de olur.

Bugün CHP'de yaşanan tartışmalar tam da böyle bir tabloyu ortaya koyuyor.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun, kurultay sürecinin ardından yeniden parti yönetiminde söz sahibi olma girişimleri, yalnızca parti tabanında değil, kamuoyunda da geniş yankı uyandırıyor. Delegelerin iradesiyle oluşan bir yönetimin ardından yaşanan hukuki süreçler, siyasetin uzun süredir konuştuğu en önemli başlıklardan biri haline geldi.

Sorulması gereken soru ise oldukça basit:

Sandığın söylediğini, siyasetçinin kabul etmesi gerekmiyor mu?

Demokrasinin en temel ilkesi, kazandığında olduğu kadar kaybettiğinde de milletin iradesine saygı göstermektir. Sandık yalnızca kazananı belirlemez; aynı zamanda siyasetçinin demokrasi anlayışını da ortaya koyar.

Toplumun önemli bir kesimi için mazbata, yalnızca resmi bir evrak değildir. O belge, delegelerin ve seçmenin iradesinin tescilidir. İşte bu yüzden, mazbatasını almış bir yönetimin yerine hukuki tartışmalar üzerinden oluşan yeni tablo, vatandaşın vicdanında kolay karşılık bulmuyor.

Asıl dikkat çeken ise Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi ısrarı.

Yıllarca seçim kaybetmiş bir liderin, aynı yöntemlerle yeniden başarı araması kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Çünkü siyaset, geçmişte sonuç vermeyen reçeteleri yeniden dolaşıma sokma mesleği değildir. Toplum değişim isterken, siyasetin sürekli eski defterleri açması umut üretmek yerine umutsuzluğu büyütüyor.

Bu noktada kamuoyunda yapılan bir benzetme dikkat çekiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun yürüttüğü bu mücadele, birçok kişi tarafından Don Kişot'un yel değirmenlerine karşı verdiği savaşa benzetiliyor. Çünkü ortada değişmiş bir siyasi gerçeklik varken, olmayan bir siyasi zemini varmış gibi kabul edip onun üzerinden mücadele vermek, dışarıdan bakıldığında gerçeklikle inatlaşmak olarak yorumlanıyor.

Elbette Don Kişot edebiyatın unutulmaz kahramanıdır. Ancak onu unutulmaz yapan, haklı olması değil; hayal ile gerçeği birbirine karıştırmasıdır. Siyasette de bazen en büyük hata, toplumun değişen iradesini görmezden gelip eski ezberlerle mücadele etmeye devam etmektir.

Bugün eleştirilerin odak noktasında yer alan bir başka konu ise parti içinde yapılan görevlendirmeler.

Kamuoyunda, hukuki meşruiyeti tartışılan bir sürecin ardından yapılan atamaların siyasi karşılığı sorgulanıyor. Mazbatanın temsil ettiği demokratik meşruiyet tartışılırken, yeni görevlendirmelerin yalnızca imzayla şekillenmesi de "Siyasette meşruiyetin kaynağı sandık mı, yoksa masa başındaki kararlar mı?" sorusunu beraberinde getiriyor.

Tartışmalar yalnızca Ankara'da da kalmıyor.

Manisa'da yaşanan gelişmeler de bu tartışmaların yerel yansımaları olarak değerlendiriliyor. Kılıçdaroğlu'nun siyasi çizgisine yakın isimlerin yürüttüğü süreçler konuşulurken, kamuoyunda yapılan "Sanço Panza" benzetmeleri de dikkat çekiyor. Manisa'da da yine Don Kişot Kılıçdaroğlu'nun etrafındaki pek tekin olmayanların tavsiyesiyle Sanço Panza bulundu.  O da eczacı Özgür'ün memleketinde Spil'e kafa tutuyor" şeklinde ironik ifadelerle yerel siyasetin diline kadar taşınmış durumda.

Elbette bunlar siyasi söylemler ve kamuoyunda yapılan benzetmeler. Ancak bu benzetmelerin ortaya çıkmasının temel nedeni, yaşanan sürecin toplumda oluşturduğu güçlü algıdır.

Muhalefet çevrelerinde dillendirilen bir başka iddia ise daha çarpıcı.

CHP'nin iktidar alternatifi haline geldiğini gören siyasi iktidarın, yargı süreçleri ve devlet kurumları üzerinden yeni bir siyasi denklem oluşturduğu; ortaya çıkan bu tabloya ise Kemal Kılıçdaroğlu'nun attığı adımların istemeden de olsa hizmet ettiği yönündeki değerlendirmeler giderek daha fazla dile getiriliyor.

Doğru ya da yanlış...

Bu değerlendirmelerin varlığı bile, siyasetin içine düştüğü tablonun ne kadar ağır olduğunu göstermeye yetiyor.

Çünkü vatandaş artık kimin hangi koltuğa oturduğunu değil; cebindeki parayı, mutfağındaki yangını, çocuğunun geleceğini konuşuyor. Emekli geçim derdinde, genç iş arıyor, üretici maliyet hesabı yapıyor. Siyasetin ise aylarca koltuk tartışmalarına sıkışması, toplumla siyaset arasındaki mesafeyi her geçen gün biraz daha açıyor.

Hiçbir koltuk sonsuza kadar sürmez.

Ama milletin hafızası uzun sürer.

Tarih, bir siyasetçinin koltuğunu nasıl koruduğunu değil, milletin iradesine ne kadar saygı gösterdiğini yazar.

Son sözü ise yine millet söyler.

Çünkü hiçbir siyasi hırs, hiçbir kişisel hesap ve hiçbir makam, millet iradesinden daha büyük değildir.

Ve belki de bugün söylenmesi gereken en net cümle şudur:

Millet, önüne konulan her siyasi senaryoyu kabul etmek zorunda değildir. Sandığın söylediği söz, siyasetçinin söyleyeceği son sözden her zaman daha güçlüdür.

16 Temmuz 2026

Mustafa Temiz

Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2026, 18:42
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER