Manisa Son Haber

TRAFİK POLİSİ ONUR ŞENER OLAYI / Ahmet Orhan Yazdı...

GÜNDEM

Bu münferit olay bile yürütülen sürecin muhtemel sonuçları konusunda kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık olduğunu açıkça göstermektedir.

Eskişehir’de görev yapan trafik polisi Onur Şener’in açıklamalarının ardından açığa alınması, yüzeyde görünen bir idari işlemden çok daha derin bir toplumsal gerçeğe işaret ediyor.

Yozgatlı Trafik Polisi Onur Şener’in jet hızıyla görevden alınmasına neden olan sözlerini hatırlayalım:
“Seçimleri ‘Öcalan çıkacak’ diyerek kazanarak bugün o Öcalan’a ‘sayın’ deme yarışına girerek yol yürüyenler mutlaka kaybederler. Türk milletinin yanında olacaksınız. Bu ülke kolay kurulmadı. Ben 7 Haziran 1995 yılında Kayseri’de doğdum. Yozgatlıyım. Kayseri’de MHP kurultaylarında büyüdüm ben. Lanet olsun. Yol yürüyeceğiniz başka adam mı kalmadı sizin? Her gün örgüte yakın insanlar utanmadan arlanmadan sinir uçlarımızı kaşıyor. ‘Apo çıkacakmış, Doğa Güneydoğu Kürdistan olacakmış...’ Bunlar hayal. Bunların altında kalırsınız. Siyasilere güvenmeyin. Burası Türkiye; burada son sözü her zaman Türk milleti söyler. Bu süreç başladı başlayalı uyku uyuyamıyorum.”

Yukarıda aktardığım bu sözler, hayatının bir döneminde Ülkücü Hareket’in içinde yer almış, iradesini başkalarına devretmemiş birçok kişinin duygu ve düşüncelerini başarıyla ortaya koymaktadır. Bu nedenle birkaç gündür hem sosyal medyada hem de basında gündemin zirvesinde yer almaktadır. Aleyhte görüşler olsa da halkın önemli bir kısmı Onur Şener’e destek açıklamalarında bulunmaktadır.

Bu münferit olay bile yürütülen sürecin muhtemel sonuçları konusunda kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık olduğunu açıkça göstermektedir. Özellikle gençlerde ve orta yaş kesimde güçlü bir tepkiye dönüşen bu rahatsızlık, kimi çevrelerde açık bir travmaya yol açmıştır.

PKK, PYD ve çatı yapılanması KCK sözcülerinin son dönemde yaptıkları açıklamalar da ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile müzakere yürüttüğünü iddia edecek kadar şımartılmış bir terör yapılanması görüntüsü, devletin aciz gösterildiği algısını doğurmaktadır. Bu tablo her Türk vatandaşını derinden üzmekte ve devlete olan güveni sarsmaktadır.

MHP liderinin bebek katiline “kurucu önder” hitabı ve neredeyse her açıklamasını makul, makbul göstermeye dönük ifadeleri ise olayın tuzu biberi olmaktadır. Bu tutum, Türk milletinin şaşkınlığını kendisine duyulan öfkeye dönüştürmektedir. Bu gidişattan memnun olanların kimler olduğu ise milletin gözünden kaçmamaktadır. Süreci başlatan siyasi irade ve özellikle Devlet Bahçeli ile bu çizgide hareket edenler, toplumsal vicdanda bu sürecin asli sorumluları olarak görülmektedir.

Türk milletinin büyük çoğunluğu, bu süreçte muhatap alınan yapının meşrulaştırılmak istenmesine açıkça tepki duymaktadır. Milletin asıl korkusu şudur: Düne kadar binlerce evladımızın kanına girmiş bir terör örgütünün mensuplarının yarın Türkiye’nin sokaklarında rahatça dolaşması, açıkça siyaset yapması, hatta Meclis çatısı altında propaganda yapabilecek zemine kavuşturulması. Hukuki ve siyasi zeminde bu yapıya alan açılması ihtimali, toplumsal hafızada derin bir ürpertiye sebep olmaktadır.

Bugüne kadar hükümet yanlısı, açık siyasi söylemlerde bulunan kamu görevlileri hakkında herhangi bir yaptırım uygulanmazken; hükümetin politikalarını eleştiren bir memurun “göreviyle bağdaşmayan açıklamalar yapmak” ve “tarafsızlık ilkesini bozmak” gerekçesiyle açığa alınması son derece manidardır. Eğer devleti ve hükümeti öven söylemler kamu görevlileri için serbestse, eleştirel üslubun da aynı ölçüde serbest olması gerekir. Aksi hâlde bu durum açık bir çifte standarda dönüşür.

Üstelik bu ülkenin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de yer alan uyarıları hâlâ tarihsel ve siyasal bir rehber niteliğini korumaktadır. Bugün yaşananlar, bu uyarıların ne kadar hayati olduğunu yeniden göstermektedir.

Yakın dönemde teğmenlerin ordudan ihracı da şimdi bir kamu görevlisinin düşüncelerini ifade ettiği için mesleğinden men edilmesi de toplumda adalet duygusunun derinden sarsıldığını göstermektedir. Tüm bu gelişmeler kamuoyunda büyük bir tepki biriktirmiştir. Ülkeyi yönetenler bu tepkiyi görmezden gelme lüksüne sahip değildir.

Seçilecek üslup, yürütülecek süreçte uygulanacak yöntem, gösterilecek yaklaşım ve muhatapların psikolojisi mutlaka hesaba katılmalıdır. Bunlar yokmuş gibi davranmak, hiçbir şey olmuyormuş gibi hareket etmek ne siyaseten ne de vicdanen mümkündür.

Toplumun hafızasında ve vicdanında biriken bu rahatsızlık, yalnızca bir memurun açığa alınması meselesi değildir.
Bu mesele; adalet, eşitlik, ifade özgürlüğü, devletin tarafsızlığı ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine duyulan güven
meselesidir. Görmezden gelinen bu gerçek, ileride çok daha ağır sonuçlar doğurabilecek derin bir toplumsal kırılmaya işaret etmektedir.

07 Aralık 2025

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.