Manisa Son Haber
2026-05-11 01:49:58

Kelepçe ile Rozet Arasında Siyaset

Mustafa Temiz

mustafatemiz.com.tr@gmail.com 11 Mayıs 2026, 01:49

Türkiye’de artık seçim takvimi bile milletin değil, iktidarın siyasi hesap makinesine göre çalışıyor. “Erken seçim” denilmiyor mesela… Çünkü kelimeler bile özenle seçiliyor. “Biraz erkene alınmış seçim” denilerek hem anayasanın ruhu eğilip bükülüyor hem de Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylığının önü siyasi mühendislikle açılıyor. Hukuk, millet için değil; iktidarın devamlılığı için yorumlanıyor.

Bir zamanlar meydan meydan dolaşıp “koalisyonlar bitecek, istikrar gelecek” diyenler, bugün Türkiye’yi görünmez ortaklıkların, pazarlıkların ve yüzde 1’lik tabela partilerinin ipoteğine mahkûm etti.

Eskinin koalisyonları hiç değilse seçimden sonra kurulurdu.
Bugünün ittifakları ise daha millet sandığa gitmeden pazarlık masalarında kuruluyor.

Üstelik ideoloji diye bir şey de kalmadı.
Dün birbirine demedik laf bırakmayanlar bugün aynı karede “devlet meselesi” diyerek poz veriyor.
Siyaset artık ilke değil, ihale usulü yürüyen bir çıkar organizasyonuna dönüşmüş durumda.

İki Şapkalı Sistem: Eleştirirsen Suçlusun

Partili cumhurbaşkanlığı sistemi denilen yapı, Türkiye’ye demokrasi değil; dokunulmaz bir siyasi alan üretti.

Cumhurbaşkanı hem devletin başı, hem partisinin genel başkanı.
Yani kürsüde konuşurken muhalefete en sert sözleri söyleyebiliyor.
Ama biri ona cevap verdiğinde işler değişiyor.

Çünkü o anda diğer şapka devreye giriyor:
“Cumhurbaşkanına hakaret.”

Sonrası tanıdık…
Savcılık.
Soruşturma.
Mahkeme.
Cezaevi.

Muhalefet artık sadece siyasi rakiple değil, devlet gücüyle bütünleşmiş bir siyasi mekanizmayla mücadele ediyor. İşte bu yüzden Türkiye’de demokrasi şeklen var ama ruhen ağır yaralıdır.

Koalisyon Bitecek Dediler, Ülkeyi Pazarlık Masasına Çevirdiler

50+1 sistemi Türkiye’yi istikrara değil, mecburi ittifaklara mahkûm etti.

Bugün birkaç yüz bin oy alan partiler bile kendilerini devletin kilit aktörü gibi pazarlıyor.
Siyasi etik değil, matematik konuşuyor.

Yüzde 1 oyu olan partiler bakanlık hesabı yapıyor.
Milyonda oy alan yapılar “anahtar parti” diye ekran ekran dolaştırılıyor.

Millet ise her geçen gün biraz daha fakirleşiyor.

Emekli perişan.
Asgari ücretli hayatta kalma savaşı veriyor.
Gençler bavul hazırlıyor.
Esnaf siftahsız kepenk kapatıyor.

Ama iktidar hâlâ algı yönetimiyle pembe tablo çizmeye çalışıyor.

Emeklilerin Geç Gelen İsyanı

Bugün sokak röportajlarında öfke kusan birçok emekli aslında kendi kaderine kendi eliyle mühür vurduğunu yeni fark ediyor.

Bir zamanlar muhalefetin vaat ettiği bayram ikramiyesine bile “inandırılmış videolarla” burun kıvıranlar, şimdi pazarda file dolduramıyor.

Kimisi:
“Elim kırılsaydı da vermeseydim…” diyor.

Kimisi:
“Kolum kopaydı…” diye hayıflanıyor.

Ama siyaset acımasızdır.
Sandık geçince pişmanlığın hükmü olmaz.

Atı Üsküdar’a geçirirken sırtını sıvazlayan da buydu.
Şimdi o atın tozu dumanı arasında “adalet” diye bağırıyorlar.

Belediyeler Üzerindeki Operasyon Düzeni

Yerel seçim yenilgisini hazmedemeyen iktidar, şimdi başka bir yöntem deniyor:
Sandıkta alamadığını yargıyla alma yöntemi.

Bugün Türkiye’de seçilmiş belediye başkanları hakkında önce televizyon ekranlarında iddialar dolaşıyor.
Sonra soruşturmalar başlıyor.
Ardından ya kelepçe geliyor…
Ya da rozet.

Gazeteci Akif Beki’nin tarif ettiği düzen tam da bu:

“Önce şayia, sonra ya kelepçe ya rozet.”

Muhalif belediye başkanları ya baskıyla hizaya çekiliyor ya da yargı sopasıyla tasfiye edilmeye çalışılıyor.

Eğer direnirse:
“Yolsuzluk.”

Eğer saf değiştirirse:
“Beraat.”

Düne kadar manşetlerde suçlanan isimler, iktidar safına geçince bir anda “temize çıkmış” oluveriyor.

Millet artık bu oyunu görüyor.

Çünkü mesele hukuk değil.
Mesele kontrol.

Sandıksız Müdahaleye Milletin Öfkesi

Kayyumlar…
Görevden almalar…
Belediye meclisi hesapları…
Seçilmişin yerine masa başı formüller…

Tüm bunlar millete şunu düşündürüyor:

“Madem bizim oyumuz bir gecede etkisiz hale getirilecek, neden sandığa gidiyoruz?”

İşte en büyük kırılma burada başlıyor.

Çünkü seçmen siyasetçiyi affedebilir…
Ama kendi iradesine yapılan müdahaleyi unutmaz.

Bugün iktidarın en büyük korkusu ekonomik kriz değil.
Milletin “sandık bilinci.”

Çünkü bu halk artık şunu biliyor:
Sandık sadece oy verme kutusu değildir.
İktidarın sınırını çizen son çizgidir.
Ve o sandık geldiğinde…
Kimse propaganda afişlerini değil, mutfaktaki boş tencereyi hatırlayacak.
Bayramda harçlık veremediği torununu aklına getirecek.
Pazardan boş file ile eve gittiği burukluğu yeniden aklına getirecek.
Emekliler ise zaten derslerini aldı.. Onlar sandığa giderken zembereği boşalmış saat gibi gidecekler..
Sokak sandık diyor.. Millet demokrasisine inanıyor.
Çünkü demokrasi bazen bir seçim sonucu değil…
Milletin sabrının sandıkta verdiği derstir.
11 Mayıs 2026
Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.