Manisa Son Haber
2026-06-25 14:23:10

Siyasi Hırsın Psikolojik Portresi : Kılıçdaroğlu! Parti Var, PM Yok; Başkan Var, Mazbata Yok

Mustafa Temiz

mustafatemiz.com.tr@gmail.com 25 Haziran 2026, 14:23

Mazbatasız Genel Başkanlık ve Siyasetin Psikolojik Çöküş Hikâyesini yazdım. Çünkü ortada olup bitenlere aklı ermeyen, eskilerin deyimiyle bu işler geliştikçe, hukuk dışı, gayri yasal işler arttıkça bile tırnak kaşıyanları görüyorum.
Ülkenin meselesi CHP veya CHP içi siyasi çelişki değil ki.. Bu anlamayan, anlamak istemeyenler şunu göremiyorlar. Türkiye'de devletin işleyişi siyaseti iktidarla, kararları boyutunu artırarak adeta zulüme ve kumpasa dönüştüğü için, milli irade bile artık sandıkta tecelli ederken tehlikede olabilir. Sandık güvenliği sağlansa bile , devam eden ve bitimine saatler kalan seçimlerde bile YSK'nın ayar veren kararları ile seçim ordan alınıp, buraya verilir hale geliyor.

Türk siyasetinde bazen öyle sahneler yaşanıyor ki, insan bunların bir siyasi partide değil, absürt komedi tiyatrosunda geçtiğini düşünüyor. Ancak perde açıldığında karşımıza çıkan şey bir mizah oyunu değil; milyonlarca seçmenin umudunu temsil eden bir partinin içine sürüklendiği ağır bir kurumsal kriz oluyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, bir adliye mahkemesinin verdiği tedbirli mutlak butlan kararıyla yeniden CHP'nin başına geçtiğinde ilk işi ne oldu dersiniz?

Partiyi toparlamak mı?

Toplumsal meşruiyeti yeniden inşa etmek mi?

Hayır.

İlk refleks, sosyal medya hesabına "CHP Genel Başkanı" unvanını eklemek oldu.

Sanki siyaset tarihinin en büyük meşruiyet sorunu bir biyografi satırıyla çözülebilecekmiş gibi...

Ardından Ankara Valiliği'ne dilekçe verildi. Mahkeme kararının uygulanması için resmi süreçler işletildi. Polis eşliğinde parti binasına girildi. Ortaya çıkan görüntü ise siyasi bir devir teslimden çok, yıllar sonra geri alınmış stratejik bir karargâhın teslim alınmasını andırıyordu.

Oysa ortada hâlâ tartışmalı bir durum vardı.

Çünkü mesele hukuki görünse de özü itibarıyla siyasiydi.

Zaten CHP tabanının önemli bölümü de yaşananları iktidarın muhalefeti dizayn etme girişimi olarak yorumluyor. Fakat işin ilginç tarafı tam da burada başlıyor.

Kılıçdaroğlu, mahkeme kararının sağladığı alanı sonuna kadar kullanıyor.

İl başkanlarını görevden alıyor.

Disiplin süreçleri başlatıyor.

Grup başkanvekillerini hedef alıyor.

Parti Meclisi'nin yetkisinde olan konularda bile fiili tasarruflarda bulunuyor.

Ancak aynı Kılıçdaroğlu ne Parti Meclisi'ni toplayabiliyor ne de grup toplantısı yapabiliyor.

Daha da önemlisi, elinde siyasi meşruiyetin temel göstergesi olan bir mazbata bulunmuyor.

Bir yandan "Genel Başkanım" deniliyor.

Öte yandan genel başkanlığın en temel siyasi mekanizmaları çalıştırılamıyor.

Sosyolojide buna "rol çatışması" denir.

Kişi bir statüyü sahiplenir ancak o statünün gerektirdiği toplumsal kabul ortadan kalkmıştır.

Ortaya çıkan tablo, kurumsal otorite ile toplumsal meşruiyet arasındaki kopuşun klasik örneklerinden biridir.

İşin daha da dikkat çekici tarafı ise şu:

Eğer gerçekten iktidarın CHP'yi zayıflatmaya yönelik bir hamlesi olduğuna inanılıyorsa, bunun önünü kesecek en güçlü siyasi cevap olağanüstü kurultaydır.

Üstelik böyle bir kurultay ne hukuka aykırı olur ne de parti tüzüğüne.

Fakat nedense bu seçenek ısrarla masadan uzak tutuluyor.

Bunun yerine çevresindeki dar danışman halkasının ürettiği siyasi yankı odasında hareket eden bir lider profili ortaya çıkıyor.

Psikolojide buna "grup düşüncesi sendromu" deniyor.

Lider sadece kendisini haklı bulan sesleri duyuyor.

Eleştiri mekanizmaları kapanıyor.

Gerçeklik filtresi bozuluyor.

Sonuçta alınan kararlar giderek rasyonellikten uzaklaşıyor.

Gelelim son İstanbul meselesine...

Günler öncesinden duyurular yapıldı.

Sosyal medya trolleri seferber edildi.

Bazı CHP yöneticileri ve destekçileri adeta bir siyasi fetih hazırlığına girişti.

Sabah saat 08.00'de gişelerden geçileceği ilan edildi.

Sanki İstanbul'a değil de tarihin akışını değiştirecek bir harekâta çıkılıyordu.

Peki sonra ne oldu?

Gidilemedi.

Gerekçe olarak cenaze programı gösterildi.

Elbette cenazeler önemlidir.

Ancak kamuoyuna günlerdir pompalanan siyasi gösterinin son anda iptal edilmesini açıklamaya bu gerekçe yetmiyor.

Mahalle arasında buna daha kısa bir isim verilir:

"Yemedi."

Çünkü toplumun nabzı başka yerde atıyor.

Sokakta karşılığı olmayan bir siyasetin sosyal medya kampanyalarıyla gerçeklik üretmesi mümkün değil.

Bugün herhangi bir sokak röportajını açın.

Herhangi bir kamuoyu araştırmasına bakın.

Ortaya çıkan tablo çok net.

Kılıçdaroğlu artık CHP seçmeninin önemli bir kısmı için siyasi denklemin merkezinde değil.

Hatta birçok seçmen açısından yok hükmünde.

Bütün bunların arkasında ise yalnızca siyasi hesaplar değil, derin bir psikolojik süreç bulunuyor.

Klinik psikoloji bunu "narsistik incinme" kavramıyla açıklar.

Yıllarca en üst makamda bulunmuş bir kişinin gücü kaybetmesi, çevresindeki itaat kültürünün dağılması ve sorgulanmaya başlaması ağır bir kimlik krizi yaratır.

Bu incinme zamanla narsistik öfkeye dönüşür.

Artık her eleştiri ihanet olarak görülür.

Her itiraz komplo sayılır.

Her başarısızlık başkasının suçu olur.

Siyaset psikolojisindeki Hubris Sendromu yani kibir sendromu da tam burada devreye girer.

Kişi kendisini vazgeçilmez görmeye başlar.

Gerçeklik duygusu aşınır.

Seçim kayıpları, yanlış stratejiler, hatalı ittifaklar ve başarısız tercihler zihinde yeniden yazılır.

Böylece Altılı Masa'nın yarattığı siyasi enkaz, CHP listelerinden dağıtılan 39 milletvekilliği ve toplumda oluşan büyük hayal kırıklığı hiçbir zaman gerçek anlamda muhasebe konusu olmaz.

Çünkü inkâr mekanizması çalışmaktadır.

Hatayı kabul etmek yerine gerçeklik reddedilir.

Sözcü TV ekranlarında duyduğumuz "Okumadım", "Bilmiyorum", "Duymadım", "Haberim yok", "Hukukçu değilim" cümleleri de tam bu savunma refleksinin ürünüdür.

Siyasi tarih bu örneklerle doludur.

Fransa'da Jean-Marie Le Pen'in yaşadığı süreç bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Partisine zarar verdiği düşünülen yaşlı lider tasfiye edildiğinde bunu kabullenemedi.

Kurduğu yapıya karşı savaş açtı.

Kendi hareketini içeriden sabote etmeye çalıştı.

Ancak toplum geçmişin hesaplaşmalarına değil geleceğin ihtiyaçlarına baktı.

Sonunda yalnızlaştı.

Çünkü siyasetin değişmeyen bir kuralı vardır:

Hiçbir parti, hiçbir dava ve hiçbir toplum tek bir kişinin hırsından büyük değildir.

Bugün CHP'de yaşanan tartışmanın özü de budur.

Mesele yalnızca bir koltuk meselesi değildir.

Mesele, siyasi meşruiyet ile hukuki prosedür arasındaki çatışmadır.

Mesele, kurumsal akıl ile kişisel hesaplaşma arasındaki mücadeledir.

Ve mesele, milyonlarca seçmenin iradesinin bireysel hırsların gölgesinde bırakılıp bırakılmayacağıdır.

Tarih bazen seçim sandığında yazılır.

Bazen de insanların koltuktan kalkmayı reddettiği anlarda...
CHP tarihinde ve hafızalarda Kılıçdaroğlu için yazılacak ifadeler hiç iyi şeyler olmayacak.
Çünkü ; Girdiği ve kaybettiği seçimlerin sayısını bile karıştıran ve hatta karşı cephede olmasına ve ona göre propaganda yaptığını unutan, Refarandum seçimini de seçimden saymayan Kılıçdaroğlu için "Parti Var, PM Yok; Başkan Var, Mazbata Yok" yazacak..
25 Haziran 2026
Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.