Manisa Son Haber
2026-06-19 19:16:11

Sandığın Yenemediğini Mahkeme mi Yenecek?

Mustafa Temiz

mustafatemiz.com.tr@gmail.com 19 Haziran 2026, 19:16

Türkiye siyaseti uzun zamandır alışılmadık olaylara sahne oluyor. Ancak son günlerde CHP üzerinden yürüyen tartışmalar, siyasi rekabetin sınırlarını aşarak demokrasinin temel ilkelerinin sorgulandığı bir noktaya taşınmış durumda.

Ortada artık yalnızca bir parti içi mesele yok. Ortada, seçimle ortaya çıkan iradenin nasıl ve kimler tarafından şekillendirilmeye çalışıldığına dair ciddi bir tartışma var.

Demokrasilerde siyasi partilerin yönünü üyeler, delegeler ve seçmenler belirler. Sandık bunun için vardır. Kurultay bunun için yapılır. Seçim bunun için gerçekleştirilir.

Fakat bugün yaşanan tabloya bakıldığında ortaya çıkan soru son derece nettir:

Sandığın belirlediğini mahkeme mi değiştirecek?

İşte milyonlarca insanın cevabını aradığı soru budur.

CHP kurultayının ardından ortaya çıkan iradeyi siyasi yollarla değiştiremeyenlerin, çözümü adliye koridorlarında aradığı yönündeki algı her geçen gün daha da güçleniyor. Hukukun siyasete müdahale ettiği düşüncesi ne kadar tehlikeliyse, siyasetin hukuk üzerinden dizayn edildiği düşüncesi de o kadar tehlikelidir.

Çünkü demokrasi sadece seçim yapmak değildir.

Demokrasi, seçim sonuçlarına saygı göstermektir.

Bugün yaşanan tartışmaların merkezindeki isim ise Kemal Kılıçdaroğlu.

Bir dönem "helalleşme", "demokrasi", "çoğulculuk" ve "değişim" söylemleriyle siyaset yapan Kılıçdaroğlu'nun bugün geldiği nokta, kendi seçmenleri tarafından bile sorgulanıyor.

Sosyal medyada milyonlarca CHP seçmeni açıkça tepki gösteriyor.

Parti örgütleri huzursuz.

Delegeler rahatsız.

Ancak bütün bu itirazlara rağmen ortaya çıkan sessizlik dikkat çekiyor.

Siyasette bazen kaybetmek normaldir.

Anormal olan, kaybedilen siyasi zemini hukuk üzerinden geri kazanmaya çalışıldığı yönündeki görüntüdür.

Çünkü halkın gözünde siyasi meşruiyetin tek adresi vardır:

Sandık.

Mahkeme kararı bir siyasi lider yaratamaz.

Mahkeme kararı bir kurultay iradesi oluşturamaz.

Mahkeme kararı seçmenin vermediği desteği üretemez.

Tam da bu nedenle kamuoyunda giderek daha sık kullanılan "Mazbatasız Kılıçdaroğlu" ifadesi sıradan bir siyasi eleştiri olmaktan çıkmış durumda. Bu ifade, yaşanan sürece yönelik toplumsal tepkinin bir yansımasına dönüşmüş bulunuyor.

Dahası, yıllarca kurultayların ve parti içi demokrasinin öneminden söz edenlerin bugün yeni bir kurultay ihtimalinden uzak durması da ayrı bir çelişki olarak görülüyor.

Eğer ortada gerçekten bir meşruiyet sorunu varsa bunun çözüm adresi mahkeme salonları değil, delegelerdir.

Çözüm yine sandıktır.

Çözüm yine partinin kendi iradesidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aylar önce yaptığı ve muhalefetin şekilleneceğine ilişkin değerlendirmeleri de bugün yaşanan gelişmeler nedeniyle yeniden tartışılıyor. Karar öncesi yapılan açıklamalar, Kılıçdaroğlu'nun videolu sosyal medya paylaşımları ve süreç boyunca ortaya çıkan iddialar, kamuoyunda "Önceden bilinen bir senaryo mu uygulanıyor?" sorusunun sorulmasına neden oluyor.

Bu sorunun doğru olup olmaması kadar, toplumun böyle bir şüpheyi taşıyor olması da başlı başına siyasi bir sorundur.

Çünkü demokrasilerde güven kaybolduğunda sadece partiler değil, kurumlar da zarar görür.

Öte yandan ekonomik krizin, hayat pahalılığının ve geçim sıkıntısının her geçen gün daha fazla hissedildiği bir dönemde ülke gündeminin sürekli CHP içindeki hukuki tartışmalara kilitlenmesi de dikkat çekiyor.

Vatandaş pazarda fiyat konuşuyor.

Esnaf vergi konuşuyor.

Emekli maaşını konuşuyor.

Asgari ücretli geçim derdini konuşuyor.

Ancak ekranlar günlerdir mahkeme kararlarını tartışıyor.

Siyasi açıdan bakıldığında bundan en fazla kimin kazanç sağladığı sorusu da doğal olarak gündeme geliyor.

Çünkü muhalefetin kendi içine kapanması, enerjisini kendi iç mücadelelerine harcaması ve kamuoyunun ekonomik gündemden uzaklaşması iktidarın işini kolaylaştıran bir tablo oluşturuyor.

Bütün bu süreçte Özgür Özel'in tutumu da ayrıca dikkat çekiyor.

Ağır bir siyasi baskı altında olmasına rağmen geri adım atmayan, mücadeleyi meydanlarda ve siyasi zeminde sürdürmeye çalışan bir profil çiziyor.

Bu nedenle yaşanan süreç artık yalnızca iki siyasetçi arasındaki bir çekişme olarak görülemez.

Bu tartışma, seçmenin iradesinin ne kadar korunacağıyla ilgilidir.

Bu tartışma, siyasi meşruiyetin kaynağının ne olduğuyla ilgilidir.

Bu tartışma, demokrasinin gerçekten sandıkta mı yoksa başka mekanizmalarda mı şekilleneceğiyle ilgilidir.

Ve bütün bu yaşananların sonunda geriye dönüp tekrar aynı noktaya geliyoruz:

Milletin vermediği yetkiyi hiçbir koridor dağıtamaz.

Milletin vermediği mazbatayı hiçbir mahkeme veremez.

Sandığın reddettiğini hiçbir senaryo meşrulaştıramaz.

Çünkü siyasette son sözü ne genel başkanlar söyler, ne danışmanlar, ne de hâkimler.

Son sözü her zaman millet söyler.

Millet konuştuğunda ise bütün hesaplar yeniden yapılmak zorunda kalır.

"Milletin İradesi" ifadesini her zaman ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün demokratik usullerle ve milli iradenin tecelli etmesi ile geldiği bu noktaya nasıl geldi?

Ben hatırlatayım, döneminde şiir okuduğu için siyaset yapma yasağı olmasına rağmen, millet iradesine inanan Deniz Baykal'lı CHP'nin mecliste anayasa değişikliği yapmak için açtığı yolun açılması ile geldi.

Cezaevi sürecini yaşamasına rağmen, millet istediği için önce kurduğu partisine genel başkan, milletin iradesiyle başbakan ve yine milletin iradesiyle de Cumhurbaşkanı oldu.

Silivri'den çıkan Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olursa, partiden polis zoruyla çıkarılan Özgür Özel yeniden genel başkan olursa emin olun yine milletin iradesiyle olacaktır.

Şaşırmamak lazım... Osman Bölükbaşı Millet Partisi'nden seçilip Kırşehir'den milletvekili olunca dönemin iktidarı Kırşehir'i il olmaktan çıkarıp ilçe yapmış, güya siyasi rakibinin önünü kesmek istemişti...

Ne yaparlarsa yapsınlar...Demokrasimiz bu süreçten de acı tecrübeler ve kendini geliştiren yeni umutlarla yine milletin iradesiyle çıkacaktır.

Düne kadar diploması tartışılan Cumhurbaşkanını konuşan bu millet, şimdi de mazbatasız ama "ben genel başkanım" diye ortalıkta dolaşan, 74 yaşında siyasi karnesi sıfırdan geçilmeyen ve polis zoruyla günler öncesi yayınlarıyla TGRT ve A HABER kudretiyle girdiği CHP'de, istediğini ihraç eden, istediğini disipline sevk eden sözde bir genel başkanı konuşuyor.

Bunları da demokrasimizde, bence kuvvetler ayrılığı ve parlamenter sisteme dönüşün şart olduğu tecrübesine saymak lazım.

Seçimin ertesi günü görüşmek üzere... Sabah çaylarını birlikte içeriz... Herkese esenlikler diliyorum.

19 Haziran 2026

Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.