Türkiye siyasetinde artık insanların hangi görüşü savunduğundan çok, ne kadar hızlı pozisyon değiştirdiği konuşuluyor. Dün sert şekilde eleştirdiği isimlerle bugün aynı karede yer alanlar, yıllarca savundukları söylemleri bir gecede terk edenler ve siyasi iklime göre yön değiştiren aktörler, hem siyasetin hem de medyanın alışılmış görüntüleri hâline geldi.
Bu değişimlerin gerekçeleri ise birbirinden farklı oldu. Kimi tehdit edildiğini söyledi, kimi “Ya bize katılacaksın ya da bedel ödeyeceksin.” baskısıyla karşı karşıya kaldığını iddia etti. Kimileri ise hiçbir açıklama yapmadan, düne kadar karşısında durduğu yapılarla aynı safta görünmeyi tercih etti.
İşte bu nedenle, yaklaşık bir aydır siyasi gündemin en çok tartışılan isimlerinden Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV ekranlarına çıkacağı haberi ilk duyulduğunda kamuoyunda çeşitli soru işaretleri oluştu. Benim de aklıma ilk gelen soru, “Acaba burada da bir çizgi değişikliği mi yaşanıyor?” oldu. Çünkü geçmiş deneyimler hafızalardaki yerini koruyor.
Türkiye’de medya üzerindeki baskıların nasıl işletildiğini, gazetecilerin nasıl hedef hâline getirildiğini ve farklı görüşlere sahip yayın organlarının hangi süreçlerden geçtiğini yakın geçmişte gördük. Gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklandığı dönemde TELE1’in yaşadığı baskılar da kamuoyunun hafızasında hâlâ taze. Bu nedenle insanların kuşku duyması anlaşılır bir durumdu.
Ancak program başladığında ortaya çıkan tablo farklıydı. Ekrandaki gazeteciler, kamuoyunun merak ettiği soruları doğrudan gündeme taşıdı. Tartışmalı başlıklardan kaçınılmadı, zor sorular yöneltildi. Program boyunca gazetecilik refleksi ön plandaydı ve kamuoyunun cevap aradığı konuların üzerine gidildi.
Sorun sorularda değil, verilen yanıtlardaydı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun performansı, net açıklamalar yapan bir siyasi lider görüntüsünden uzak kaldı. Soruların özüne inmek yerine çoğu zaman etrafında dolaşan bir yaklaşım dikkat çekti. Sorular soruldu; yanıt olarak yeni sorular gündeme geldi. Sorular soruldu; farklı isimlerin ilişkileri ve başka konular öne çıkarıldı. Sorular soruldu; tehdit iddiaları anlatıldı. Sorular soruldu; gazetecilik tartışmaya açıldı. Bazı konular için ise “Okumadım” ve “Bilmiyorum” yanıtları verildi.
Oysa kamuoyunun beklentisi oldukça açıktı: Net açıklamalar.
Siyasette yenilgiyi kabul etmek zor olabilir. Ancak daha zoru, yapılan hatalarla yüzleşmek ve sorumluluk almaktır. Uzun yıllar Türkiye’nin en büyük muhalefet partisinin genel başkanlığını yapmış bir isimden beklenen de tam olarak budur. Program boyunca ortaya çıkan tablo ise bu beklentiyi karşılamaktan uzak kaldı.
Bir dönem milyonlarca seçmenin umut bağladığı bir lider olarak öne çıkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bugün hâlâ cevap bekleyen birçok konuda kamuoyunu tatmin edememesi dikkat çekici bulundu. Soruların büyük bölümü yanıtsız kalırken, tartışmalar sona ermek bir yana daha da büyüdü.
Elbette 78 yaşındaki bir siyasetçinin bu görüntüyle gündeme gelmesi insani açıdan üzücü bulunabilir. Ancak siyaset, duygularla değil sonuçlarla değerlendirilir. Yıllar boyunca seçim yenilgilerinin ardından yeterli özeleştirinin yapılmaması, parti içinden gelen uyarıların dikkate alınmaması ve eleştirilerin sürekli farklı adreslere yönlendirilmesi, bugün yaşanan tartışmaların temel başlıkları arasında yer alıyor.
Anadolu’da sık kullanılan bir söz vardır: “Kendi düşen ağlamaz.”
Sözcü TV ekranlarında ortaya çıkan tabloyu izleyen milyonlar açısından programın ardından akıllarda kalan cümlelerden biri belki de buydu. Kemal Kılıçdaroğlu ekranlardaydı; ancak kamuoyunun aradığı net yanıtlar yine bulunamadı. Görünen o ki bu yayın, birçok soruyu cevaplamaktan çok yeni tartışmaların kapısını araladı.
20 Haziran 2026
Mustafa Temiz