Perşembe akşamından beri memleket “mutlak butlan” diye yatıyor, kalkıyor. Öyle bir siyasi ve hukuki curcunanın içindeyiz ki; televizyon ekranları, sosyal medya akışları ve kulis dedikoduları arasında insan bir yazıya başlayana kadar gündem üç kez değişiyor.
Bilgisayarın başına oturuyorsun, kafanda bir kurgu yapıyorsun, tam yazıya giriyorsun… hop… başka bir operasyonel hamle geliyor. Yazdığın paragraf daha soğumadan gündem dışı kalıyor.
Çünkü artık Türkiye’de siyaset doğal akışında yürümüyor.
Türkiye’de artık olaylar olmuyor, olaylar organize ediliyor.
Ve bu organize işlerin merkezinde bugün CHP üzerinden yürütülen çok ağır bir dizayn operasyonu var.
Bakın, ortada çok net bir tablo var. Anayasa’nın 79. maddesi açık. YSK kararları kesindir. İtiraz edilemez. Ama buna rağmen bir mahkeme çıkıyor ve “mutlak butlan” üzerinden siyasi sonuç doğuracak bir karar veriyor. Üstelik karar kesinleşmeden, itiraz yolları tüketilmeden tedbir uygulamaları devreye giriyor.
Yani hukuk daha kendi prosedürünü tamamlamadan siyaset mühendisliği başlıyor.
Sonra ne oluyor?
Mahkeme kararını resmi tebliğle bile almadan sosyal medya hesabındaki unvanı değiştirerek genel başkan görüntüsü veren bir Kemal Kılıçdaroğlu çıkıyor karşımıza. Ardından CHP’nin avukatları görevden alınıyor. Neden? Çünkü itiraz dilekçesi yazmışlar.
İnsanın aklıyla alay eder gibi…
Daha ortada mazbata yok.
Daha seçim kurulunun işlemi yok.
Mahkeme zaten “gereğini 4. Çankaya seçim kurulu yapacak” diyor.
Ama ortalıkta “ben yaptım oldu” düzeni hâkim.
Hukuk devletinden çok, tombaladan yönetim sistemi gibi…
İşin en vahim tarafı ise şu:
Bu süreçte Kılıçdaroğlu’nun tavrı birleştirici değil, tam tersine rövanşist bir görüntü veriyor. İnsan ister istemez düşünüyor; bu kadar hırs, bu kadar kin, bu kadar intikam duygusu siyaset aklını tamamen mi teslim aldı?
Çünkü uzlaşmak isteyen insan önce partiyi sakinleştirir.
Kurultay tarihini açıklar.
Tabana gider.
Örgüte döner.
Ama burada başka bir planın kokusu geliyor.
Sanki birisi bunun kulağına "Ekrem'i ver, CHP'yi al" mı dedi. Başkanlara ya rozet, ya kelepçe diyen Bay Kemal'e de bunu der mi, bana göre çok rahat der.
Bu sözü tutmak için mi kontrolsüz öfke soslu hamleler geliyor Kemal beyden.
Şu ana kadar emarelerden yol haritası sanki belirlenmiş. O istiyor, iktidarın kamu gücüyle anında işler tamamlanıyor.
Önce örgütü ele geçirmek…
Sonra disiplin süreçleri…
Ardından parti içi tasfiyeler…
Ve nihayetinde CHP’yi muhalefet yapamaz hale getirmek…
Bugün konuşulan senaryolara bakın. Yarın bir gün Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel, Mahir Başarır, Veli Ağbaba, Özgür Karaabat gibi isimlerin disiplin sopasıyla siyaset dışına itilmesi konuşuluyor. Ardından Meclis’e dokunulmazlık dosyaları gelir mi? Yeni yargı süreçleri başlar mı? Silivri tarihine bunlarda geçer mi, geçemez diyebilen var mı? İnsan artık hiçbir şeye “olmaz” diyemiyor. Çünkü bu ülkede Adalet artık mülkün temeli olmaktan çıkmıştır.
Çünkü ülkede hukuk, kişiye göre çalışan yürüyen merdivene döndü.
İktidarın çıkacağı katta hızlanıyor, muhalefetin ayağına gelince ters yöne çalışıyor.
İşin siyasi mizansen kısmı ise daha da ibretlik.
Daha ilk gün Devlet Bahçeli çıktı, “feragat” dedi. “Partiyi ikiye böldürmeyin” dedi. Ama o cümlelerin arasında başka şeyler de vardı sanki. İnsan okurken şunu hissediyor:
“İBB davaları için ben TRT'de yayınlansın dedim, Ahmetler göreve başlasın dedim, beni dinleyen olmadı. Benim de etkim buraya kadar…”
Sanki satır arasında bir iç çekiş vardı.
Bir kırgınlık vardı.
Bir “ben de artık yetişemiyorum” hali vardı.
Ama asıl trajikomik görüntü başka.
Bir tarafta meydan meydan dolaşan, 116 miting yapan, kalabalıkları yeniden siyasete inandırmaya çalışan bir Özgür Özel var.
Diğer tarafta yıllarca seçim kaybetmiş, son kurultayı da kaybetmiş ama şimdi mahkeme koridorundan siyasi hayat öpücüğüyle geri çağrılan bir Kılıçdaroğlu profili…
Şimdi soruyor insanlar..
Kılıçdaroğlu hangi meydana çıkacak?
Hangi kalabalığa konuşacak?
Hangi toplumsal heyecanı taşıyacak?
Onun taşıyacağı sadece şaşkınlık meydan er meydanı .. Ama o pehlivan olarak değil, pehlivanları yağlayan yağcı gibi mesela şu an..
Çünkü bu toplum artık siyasetin doğal akışını görüyor. Kılıçdaroğlu’nun bugün CHP’nin önüne düşmüş hali, kendi iradesiyle ilerleyen bir lider görüntüsü değil; freni boşalmış bir dozer gibi önüne konulan yolu açan bir aparat görüntüsü veriyor.
Nereye yol açıyor?
Erdoğan’ın önüne.
Bütün mesele bu zaten.
Recep Tayyip Erdoğan karşısında son yerel seçimlerde oluşan toplumsal enerjiyi dağıtmak istiyorlar. Çünkü tabloyu gördüler. Özgür Özel meydanlara çıktıkça anketler değişti. AKP’nin yıllardır psikolojik üstünlük kurduğu şehirlerde bile insanlar meydanları doldurmaya ve yeniden eleştirmeyi öğrenmişler ki konuşmaya başladılar.
İmamoğlu’nu davalarla, diploma tartışmalarıyla, soruşturmalarla durdurmaya çalıştılar.
Silivri’ye gönderdiler.
Ama toplumdaki karşılığını söküp atamadılar.
Şimdi yeni yöntem devrede.
Özgür’ün elini ayağını bağlayacaklar…
Erdoğan’a da yağlanmış kispet giydirip er meydanına “başpehlivan” diye salacaklar.
Ve zeytinyağı ibriğini taşıyan kişi de maalesef Kılıçdaroğlu olacak.
Türkiye siyaseti gerçekten tuhaf bir yere sürüklendi.
Kılıçdaroğlu CHP’ye yıllar önce Baykal kaseti sonrası gelmişti. Şimdi ise sandıkla değil, adliye tombalasından çıkan bir siyasi figür gibi yeniden sahaya sürülüyor.
Deniz Baykal siyasi tarihe “Erdoğan’ın önünü açan adam” diye geçti.
Kılıçdaroğlu ise galiba “muhalefetin içini boşaltan adam” olarak geçecek.
Çünkü insan bazen seçim kaybetmekten daha büyük bir şey kaybeder.
İtibarını.
Toplumdaki yerini.
Hatırasını.
Ve galiba Kılıçdaroğlu bugün tam da bunu tüketiyor.
Bu ülkede hukuk artık çölde su kadar kıymetli bir özleme dönüştü. İnsanlar bağımsız yargı lafını duyunca gülümsemiyor artık; acı acı sırıtıyor.
Ama iktidarın unuttuğu bir şey var.
Bu millet sandığı sever.
Sandığı kutsal görür.
Ve sandığa uzanan eli gün gelir bileğinden tutup indirir.
Çünkü bu toplum bazen çok susar… Ama sandıkta gece oylar sayılırken, bakarsınız ki, iklim değişmiş.. Bu millet bunu daha önce yaptı, gene yapar emin olun...
Bu devirde şah bile mat oluyor unutmayın..
"Milletin sıtkı sıyrıldı" bu işlerden haberiniz olsun. Millete rağmen kimse o koltuklarda oturamaz..Neyin ne olduğunu dağdaki çoban bile biliyor..
23 Mayıs 2026
Mustafa Temiz