Manisa Son Haber

Dedemin iftar sofrasından bugünün gerçeğine uzanan bir hikâye… Askıda Sandık!

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

Bugün bir dostum mahalle fırınının veresiye defterini satın alıp borçları kapatmış. Güzel bir dayanışma örneği. Alkışlanacak bir iyilik. Bu yazınında ilham kaynağı o satılan veresiye defteri ve o defterde adları yazılı ekmeği veresiye almak zorunda kalan insanlar..

Ramazan ayı denince hafızamda hep aynı kareler belirir.. İkindi ezanıyla başlayan tatlı telaş, mutfaktan yükselen kokular, kapıda top patlayacak diye bekleyen çocuklar… Ezan elbette okunacaktır; mesele saat değildir, meselemiz ruhtur.

O sofralarda yalnızca yemek yenmezdi. Güven yenirdi.
Sadece tarhana çorbası değil, pide bile adaletli paylaştırılırdı.

Rahmetli dedemin komşusu fırıncı Alirıza amcanın susamlı pideleri… Helvacı İhsan amcanın helvası… Tahta sofranın etrafında diz çökmüş insanlar, kenarda fokurdayan çaydanlık…

O sofrada kuru ekmek bile ziyafetti. Tarhana çorbası ile buluştuğunda, pancar turşusu ile o bile tatlanırdı.
Çünkü yanında huzur vardı.
Çünkü kimse yarınından korkmazdı.

Bugün aynı ülkeye bakıyorum. Aynı Ramazan’a… Aynı kurulan sofralara...
Ama manzara başka.

Bugün bir dostum mahalle fırınının veresiye defterini satın alıp borçları kapatmış. Güzel bir dayanışma örneği. Alkışlanacak bir iyilik. Bu yazınında ilham kaynağı o satılan veresiye defteri ve o defterde adları yazılı ekmeği veresiye almak zorunda kalan insanlar..

Fakat insanın içini kemiren soru şu....
Neden hâlâ veresiye defterleri var?

Sosyal devlet mekanizması bu boşluğu neden dolduramıyor?

Yardım sistemleri gerçekten objektif ve şeffaf mı işliyor, yoksa dağıtım ağları siyasal sadakat ekseninde mi şekilleniyor?

Bir ülkede “askıda ekmek” olur, dayanışma kültürüdür dersiniz.
Ama askıda fatura, askıda yemek, askıda yumurta, askıda kira…

Bu artık kültür değil, aslında yapısal yoksulluk göstergesidir. Farkında mısınız?

Mikro hayır pratikleriyle makro ekonomik sorunları perdeleyemezsiniz.

Resmî tablolar ne söylerse söylesin, enflasyon oranı hangi hesaplama yöntemiyle açıklanırsa açıklansın; gerçeği pazar filesi anlatır.

Alım gücü dramatik biçimde geriledi.
Reel ücretler eridi.
Hane halkı tüketimi daraldı.
Gelir dağılımı bozuldu.

Ekonomik terminolojiyle konuşalım:
Enflasyonist baskı kronikleşti, talep daralması derinleşti, orta sınıf aşağı doğru kaydı.

Halkın diliyle konuşalım...
Geçim derdi büyüdü.

Ama mesele yalnızca ekonomi değil.

Bugün askıda olan sadece ekmek değil:

Askıda eğitim.
Askıda liyakat.
Askıda hukuk.
Askıda adalet.
Askıda vicdan.

Liyakat sistemi zedelendiğinde kamu verimliliği düşer.
Verimlilik düştüğünde üretim azalır.
Üretim azalınca maliyet artar.
Maliyet artışı enflasyonu besler.

Bu zincirleme reaksiyon iktisadın en temel prensiplerinden biridir.

Hukuk güvenliği aşındığında yatırım ortamı da aşınır.

Uzayan davalar, tartışmalı soruşturmalar, siyasallaştığı algısı güçlenen yargı süreçleri…

Adalet terazisi şaştığında yalnızca bir dosya kapanmaz; toplumsal güven aşınır. Vicdan mahkemesinde bu kez yurttaş davayı açar, halkın 1. Vicdan Mahkemesi kararını verir, gerekçeli kararı da sandıktan çıkan sonuçtan okuyabiliriz.

Adalet olmayınca huzur olmaz.
Huzur olmayınca yatırım olmaz.
Yatırım olmayınca istihdam olmaz.
İstihdam olmayınca ekmek olmaz.

Buna rağmen “her şey yolunda” söylemini sürdürmek, sokaktaki gerçeklikle bağını koparmış bir siyasal iletişim tercihidir.

Bu tercih can yakar, ocaklar söndürür, sonu felakete varan sonuçlar bile doğurabilir.

Üstelik işin ahlaki boyutu da var.
Adalet, kul hakkı, emaneti ehline verme…

Dilde ahlak, pratikte kayırmacılık;
Söylemde tasarruf, uygulamada israf…

Bu çelişki toplumun vicdanında derin bir kırılma yaratıyor.

Bir kıssa anlatılır böyle durumlarda...

Bir kasabada iki fırıncı varmış.
Biri eksik gramajla satış yapar ama her gün “Askıda Ekmek Var” tabelası asarmış.
Diğeri doğru tartar, kimsenin hakkını yemezmiş; askıya da gerek kalmazmış çünkü mahallede aç kalmazmış.

Kasaba halkı sonunda karar vermiş:
“Biz askıya minnet etmek istemiyoruz. Bize doğru tartı yeter.”

Mesele tam da bu.

Bu toplum sadakaya değil, sistemik adalete ihtiyaç duyuyor.
Geçici yardıma değil, sürdürülebilir refaha ihtiyaç duyuyor.
Göstermelik iyiliğe değil, kurumsal hakkaniyete ihtiyaç duyuyor.

Ramazan’ın bereketi sofrada başlar; kalıcı olması için terazinin doğru tartması gerekir.

Demokrasi de bir terazidir.
O terazi bozulduğunda, millet eninde sonunda kendi ağırlığını koyar.

Ve o ağırlığın adı sandıktır.

Siz bunca tabloya rağmen sandığı ötelerseniz,
millet de cevabını verir.

Belki de bugün gerçekten askıda olan şey şudur!

Askıda sandık!

Ülkenin geldiği son durumda artık sandıkta dilenilir olmuştur.

Ramazan ayında tutulan oruçların kabul olması, kılınan teravih namazlarının Allah'ın rızasını da kazanmasını diliyorum.

İhlas ve imanla ibadetini yapan, islam ahlakıyla nefes alıp verenleri ayrıca selamlıyorum.

Kul hakkını unutmadan yaşayanları da unutmuyorum.

19 Şubat 2026

Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.