Manisa Son Haber

Eda Hanım Konuştu.. Demirci' de Siyaset Sustu / Mustafa Temiz Yazdı...

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

Günümüz haberciliğinde sosyal medya paylaşımları, özellikle kamuoyunu ilgilendiren siyasi gelişmelerde önemli birer haber kaynağıdır. X ve Facebook gibi platformlarda yapılan açıklamalar, artık yalnızca kişisel düşüncelerin paylaşıldığı alanlar değil; siyasi aktörlerin kamuoyuna doğrudan mesaj verdiği mecralardır.

Demirci'nin insan hikâyeleri çoktur. Kimi iş hayatıyla, kimi ailesiyle, kimi siyasi duruşuyla, kimi de insanlarla kurduğu ilişkilerle hafızalarda yer edinir. Bazı insanlar vardır; çok fazla görünür olmaya ihtiyaç duymadan çevresinde iz bırakır. Eda Korkmaz da benim gözlemlediğim kadarıyla bu isimlerden biri.

Bir iş kadını, bir anne, bir kadın ve son dönemde ilçenin genç siyasetçi arayışında kendisine yer açan bir isim...

Onu yalnızca bir siyasi görevi üzerinden değerlendirmek, şahsiyetinin diğer taraflarını görmezden gelmek olur. Güler yüzü, insanlarla kurduğu iletişim, yardımseverliği ve çok fazla vitrine taşımadığı hayır işleri, benim kendisiyle ilgili gözlemlerimin bir parçası.

Ancak bugün Eda Korkmaz'ı konuşmamızın nedeni bunlar değil. Bugün konuşmamız gereken, bir kadın siyasetçinin sosyal medya sayfasından görevinden istifa ettiğini açıklayacak noktaya gelmesi, ardından bu açıklamayı kaldırması ve Demirci siyasetinin bu gelişme karşısında sergilediği tutumdur.

Çünkü bazen bir istifa açıklaması, yalnızca bir görevden ayrılma iradesi değildir. Bazen uzun süre dile getirilemeyen rahatsızlıkların, karşılık bulmayan beklentilerin ve biriken hayal kırıklıklarının kamuoyuna yansıyan son cümlesidir.

BİR SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMINDAN DAHA FAZLASI

Geçtiğimiz akşam Eda Korkmaz, MHP bünyesindeki Kadın, Aile, Çocuk ve Engelli Politikaları (KAÇEP) Başkanlığı görevinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu.

Günümüz haberciliğinde sosyal medya paylaşımları, özellikle kamuoyunu ilgilendiren siyasi gelişmelerde önemli birer haber kaynağıdır. X ve Facebook gibi platformlarda yapılan açıklamalar, artık yalnızca kişisel düşüncelerin paylaşıldığı alanlar değil; siyasi aktörlerin kamuoyuna doğrudan mesaj verdiği mecralardır.

Ben de Korkmaz'ın açıklamasını bu çerçevede değerlendirdim.

Demirci, MHP ve Eda Korkmaz başlıkları bir araya geldiğinde bunun haber değeri taşıdığı açıktı. Üstelik açıklamanın içeriği sıradan bir görev bırakma duyurusunun çok ötesindeydi.

Korkmaz, istifa gerekçelerini şu ifadelerle ortaya koyuyordu:

"Teşkilat yönetiminde gerekli vizyonun ortaya konulamaması, liyakat anlayışının gözetilmemesi, emeğe, tecrübeye ve fedakârlığa gereken değerin verilmemesi."

Ardından bir teşkilatın büyümesi ve güçlenmesi için adaletin, liyakatin, ortak aklın ve vizyonun vazgeçilmez olduğunu belirtiyor; bu anlayışın yeterince karşılık bulmadığı bir ortamda görevini sürdürmenin doğru olmayacağı kanaatine vardığını ifade ediyordu.

Şimdi durup düşünelim.

Bir kadın siyasetçi, görev yaptığı teşkilatın yönetim anlayışını, liyakat yaklaşımını, emeğe verdiği değeri ve ortak akıl eksikliğini kamuoyu önünde sorguluyorsa burada yalnızca bir görev değişikliği meselesi yoktur.

Burada sorgulanması gereken bir yönetim kültürü vardır.

SİYASETTE KADIN OLMAK: GÖRÜNÜR OLMAK BAŞKA, KARAR MEKANİZMASINDA YER ALMAK BAŞKA!

Kadınların siyasetteki varlığına ilişkin yıllardır konuşuyoruz. Kadınlar toplantılara katılsın, teşkilatlarda görev alsın, sahada çalışsın, aileye, çocuğa, engelli bireylere yönelik politikalar geliştirsin...

Peki bütün bunları yaparken karar mekanizmalarında ne kadar söz sahibi olabiliyorlar?

İşte meselenin sosyolojik tarafı burada başlıyor.

Siyasette kadınların önüne her zaman açık bir engel konulmaz. Bazen daha görünmez engeller vardır. Fikirlerinin dinlenmemesi, emeğinin sıradanlaştırılması, sorumluluk verilmesine rağmen yetki alanının dar tutulması, alınan kararlarda kendisine danışılmaması...

Bunların her biri, bir kadının siyasi alandaki temsilinin yalnızca tabelada mı kaldığı, yoksa gerçek bir katılıma mı dönüştüğü sorusunu gündeme getirir.

Elbette Eda Korkmaz'ın yaşadıklarının tamamını bilmiyoruz. Onun ilk açıklamasında dile getirdiği eleştiriler, kendi değerlendirmeleridir. Ancak bu eleştirilerin muhatabı olan teşkilat yönetiminin kamuoyuna açıklama yapması da en az istifa açıklaması kadar önemlidir.

Çünkü kadınlara siyaset sahnesinde yer açtığını söyleyen yapılar, onların yalnızca fotoğraf karelerinde değil, karar masalarında da bulunmasını sağlayabilmelidir.

Bir kadına görev vermekle ona çalışma zemini sağlamak aynı şey değildir.

Bir kadından fedakârlık beklemekle onun emeğine değer vermek de aynı şey değildir.

O GECE TELEFONLAR SUSMADI!

Haberimizi yayımladıktan sonra Demirci'de alışık olduğum bazı siyasi reflekslerle yeniden karşılaştım.

Gazetemizin iletişim kanalları adeta telefon trafiğinin altında kaldı. Yaklaşık iki saat boyunca süren aramalar, bir haberin ardından ortaya çıkan olağanüstü bir hareketliliği gösteriyordu.

Samimiyetine, beni aramasına ve değerlendirme yapmasına gönlümde yeri olan insanlara cevap verdim. Diğer aramaların önemli bir bölümüne ise dönemedim.

Fakat o gece zihnimi meşgul eden asıl mesele telefonların kaç kez çaldığı değildi.

Asıl soru şuydu:

Bir siyasi teşkilatın önemli bir görevinde bulunan kadın, istifa açıklamasında yönetim anlayışını, liyakati ve emeğe verilen değeri sorgularken neden önce teşkilatın kendi yöneticileri konuşmuyordu?

Neden kamuoyunu bilgilendirecek bir açıklama yapılmıyordu?

Neden bu kadar çok insan, istifa açıklamasının muhataplarını dinlemek veya onlardan bir açıklama almak yerine gazetecinin telefonuna yöneliyordu?

Gazetecinin görevi gelişmeyi kamuoyuna aktarmaktır. Gazeteci, siyasi teşkilatların iç meselelerini çözmekle, taraflar arasında arabuluculuk yapmakla ya da bir açıklamanın sonuçlarını yönetmekle yükümlü değildir.

Hele ki haberin muhatapları yerine, kendisini olayın tarafı gibi gören ilgisiz kişilerin gazeteciyi arayarak yayın politikasına yön vermeye çalışması kabul edilebilir bir durum değildir.

Burada çok açık bir ayrım var:

Haberin doğruluğunu sorgulamak başka, haberin yayımlanmasından rahatsızlık duymak başka!

Gazeteciye soru sorabilirsiniz. Haberin içeriğine itiraz edebilirsiniz. Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgi varsa düzeltme talep edebilirsiniz. Bunların hepsi gazetecilik ilişkisinin doğal parçalarıdır.

Ancak bir haberin yayımlanmış olmasından hareketle gazetecinin telefonunu siyasi baskı alanına dönüştürmeye çalışmak başka bir şeydir.

BİR AÇIKLAMA KALDIRILDI, SORULAR DAHA DA ÇOĞALDI

Gecenin ilerleyen saatlerinde Eda Korkmaz'ın ilk istifa açıklaması sosyal medya hesabından kaldırıldı.

İşte tam o noktada yeni sorular ortaya çıktı.

Eda Korkmaz kararını mı değiştirmişti?

İstifa iradesinden vaz mı geçmişti?

Yoksa açıklamasını yeniden değerlendirmek için zamana mı ihtiyaç duymuştu?

Birileri kendisine telkinde mi bulunmuştu?

Baskı gördüğüne ilişkin herhangi bir bilgi var mıydı?

Bunlar o gece akla gelen sorulardı. Ancak altını özellikle çizmek gerekir: Bu soruların hiçbiri, tek başına baskı, tehdit veya mobbing yaşandığının kanıtı değildir. Böyle bir iddiayı ortaya koyabilmek için somut bilgi ve açıklama gerekir.

Gazetecilikte varsayımlarla hüküm vermek yoktur. Ama kamuoyunun önünde yaşanan bir gelişmenin doğurduğu soruları sormak vardır.

Üstelik bir açıklamanın kaldırılması, ilk açıklamayı kendiliğinden yok saydırmaz. O açıklama yapılmıştır, kamuoyuna ulaşmıştır ve haber değeri kazanmıştır.

Yayıncılık etiği de tam burada devreye girer.

Bir haberin konusu, bir sosyal medya paylaşımının kaldırılmasıyla ortadan kalkmaz. Tam tersine, açıklamanın neden kaldırıldığına ilişkin yeni bir gelişme ortaya çıkmışsa bu da haberleştirilmelidir.

Nitekim Korkmaz bir süre sonra yeniden paylaşım yaparak şu ifadeleri kullandı:

"Yaklaşık 2 saat önce sosyal medya hesabımdan yaptığım açıklamamı gördüğüm lüzum üzerine kaldırdım. Bu durumu daha sağlıklı ortamlarda ve salim kafayla değerlendirmeye aldım. Kamuoyuna saygılarımla açıklamada bulunacağım."

Bu ikinci açıklama da yeni bir haberdi. Oturdum, onu da haberleştirdim.

Çünkü gazetecilik, yalnızca ilk açıklamayı yayımlayıp gerisini görmezden gelmek değildir.

TEŞKİLATLARDAKİ SESSİZLİK BAZEN EN GÜRÜLTÜLÜ CEVAPTIR

Gelelim benim asıl sorguladığım noktaya...

Eda Korkmaz, ilk istifa açıklamasını yapacak noktaya gelene kadar neler yaşadı?

İnsanlarla iletişim kurabilen, empati kurma becerisiyle diyalog geliştirebilen, sosyal ilişkilerinde güler yüzlü ve yapıcı bir profil çizen bir siyasetçi neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duydu?

Bunu yalnızca kişisel bir kırgınlık olarak mı okumalıyız?

Yoksa teşkilat içerisinde bir süredir biriken ve karşılık bulmayan sorunların dışavurumu olarak mı değerlendirmeliyiz?

Bu soruların yanıtını elbette en iyi Eda Korkmaz ve teşkilat yöneticileri verebilir.

Ancak benim gazeteci olarak sormaya hakkım olan başka sorular da var.

İstifa açıklamasının ardından MHP Demirci İlçe Teşkilatı neden kamuoyunu bilgilendiren bir açıklama yapmadı?

Neden kendi teşkilatında yaşanan bir gelişmenin muhatapları yerine Manisa veya Alaşehir merkezli siyasi isimlerin devreye girdiği bir telefon trafiği oluştu?

Neden Demirci teşkilatı çıkıp, "Bu meseleyle ilgili değerlendirmemiz devam ediyor, kamuoyunu bilgilendireceğiz" deme ihtiyacı hissetmedi?

Bir siyasi yapının kurumsallığı, yalnızca seçim dönemlerinde gösterdiği hareketlilikle ölçülmez. Kriz anında nasıl davrandığı da o yapının yönetim kültürünü ortaya koyar.

Suskunluk her zaman kabulleniş anlamına gelmez. Bazen değerlendirme sürecidir, bazen iletişim eksikliğidir, bazen de cevap vermekten kaçınmadır. Ancak kamuoyunun önünde yaşanan bir olayda açıklama yapılmaması, soru işaretlerini ortadan kaldırmaz.

Aksine çoğaltır.

Benim gördüğüm kadarıyla o gece sorun çözülmedi. Yalnızca üzeri örtüldü.

Çöpler halının altına süpürüldü.

Peki halının altına süpürülen sorunlar gerçekten ortadan kalkar mı?

Hayır!

Bir gün yeniden karşınıza çıkar.

GENÇ SİYASETÇİLERE YER AÇMAK, ONLARI YALNIZ BIRAKMAMAKTIR

Demirci'nin siyasette yeni yüzlere ihtiyacı olduğu bir gerçek. Ancak gençlerin siyasete katılması kadar, o siyasetin içinde kendilerini ifade edebilecekleri bir alan bulmaları da önemlidir.

Genç bir siyasetçi, yalnızca enerjisiyle, sahadaki gayretiyle ve teşkilat çalışmalarındaki varlığıyla değerlendirilmemelidir. Onun düşüncesine, tecrübesine, emeğine ve itiraz etme hakkına da saygı gösterilmelidir.

Siyasi kurumlar, farklı düşünceleri bir tehdit olarak görmeye başladığında gelişim alanlarını da daraltırlar.

Çünkü ortak akıl, herkesin aynı cümleyi kurması değildir. Farklı düşüncelerin aynı masa etrafında konuşabilmesidir.

Liyakat, yalnızca yöneticilerin birbirini seçmesiyle oluşmaz. Emeğin görülmesi, sorumluluğun paylaşılması ve yetkinin adil kullanılmasıyla anlam kazanır.

Eğer bir teşkilatta insanlar kendilerini ifade edemiyorsa, orada yalnızca iletişim sorunu değil, kurumsal bir sorgulama ihtiyacı da vardır.

Eda Korkmaz'ın ilk açıklamasındaki ifadeler tam da bu nedenle üzerinde durulmayı hak ediyor.

BİR GENÇ KADININ ARKASINDAKİ İNSAN HİKÂYESİNİ DE UNUTMAYALIM

Şimdi bütün bu siyasi tartışmaların biraz dışına çıkalım.

Eda Korkmaz benim için yalnızca KAÇEP Başkanlığı görevini yürüten bir isim değil.

Onunla hayatı süzgeçten geçirerek konuştuğumuz, insanı, vicdanı, sorumluluğu ve toplumsal meseleleri değerlendirdiğimiz sohbetlerimiz oldu.

Bir ağabeyi olarak kendisini tanıdığım yönleri var.

Yardımseverliğini biliyorum.

Bayram öncesinde bir çocuğun yüzünün gülmesine, okulun ilk günlerinde ihtiyaç sahibi bir öğrencinin eksiklerinin tamamlanmasına, dağın başındaki bir Yörük çadırında üşüyen bir kız çocuğunun ya da oğlanın içinin ısınmasına vesile olan çabalarına tanıklık ettim.

Bunların önemli bir kısmı kameraların önünde yaşanmadı. Alkış almak için yapılmadı. Sosyal medyada paylaşılmak için de değildi.

Bazen bir telefonla, bazen bir ricayla, bazen de sessizce gerçekleştirilen yardımlardı.

Benim için insanın gerçek hikâyesi biraz da burada başlar.

Siyasetçinin kürsüde kurduğu cümleler kadar, kimsenin görmediği yerde yaptığı işler de önemlidir.

Bir annenin evindeki sorumlulukları, bir iş kadınının hayat mücadelesi, bir kadının toplumsal alanda var olma çabası ve bir siyasetçinin taşıdığı temsil sorumluluğu birbirinden bağımsız değildir.

Kadınların hayatında çoğu zaman aynı günün içinde birden fazla rol vardır. İş, ev, çocuk, aile, toplumsal sorumluluk ve siyaset...

Bütün bunların arasında kendine de bir yer açmaya çalışan kadınların emeğini görmezden gelmek, toplumun önemli bir gerçeğini görmezden gelmektir.

Eda Korkmaz'ın yaşadıklarını değerlendirirken bu insani tarafını da unutmamak gerekiyor.

Ancak şunu da söylemeliyim: Bir insanın yardımsever olması, siyasi eleştirilerinin tartışılmasını engellemez. Aynı şekilde siyasi bir görevde bulunması da onun insani yönünün göz ardı edilmesine gerekçe olamaz.

İnsan, bütün yönleriyle insandır.

O GECE BİR DE ÜLKÜ OCAKLARI CEPHESİ VARDI...

Telefon trafiğinde beni arayanlardan biri de geçmişteki faaliyetlerini yakından bildiğim genç bir kardeşimdi.

Bugüne kadar gerçekleştirdiği sosyal ve kültürel faaliyetlerle ilgili beni arayıp davet ettiğini hatırlamıyorum. Haber değeri taşıyan bazı etkinliklerini de sosyal medya paylaşımlarından öğrendim.

Fakat o gece beni arama ihtiyacı hissetti.

Telefonunu açmadım.

Ama kendisine söylemek istediğim bir şey var.

Genç kardeşim...

Senin bulunduğun makamın, geçmişteki kültürel çalışmalarımızla, gençlere dokunduğumuz yıllarla ve o dönemlerde ortaya koyduğumuz emekle de bir bağı var.

Mehmet Akif Meydanı'nda, Lütfü Erbak'ın üstünde, bugün Efe Kuruyemiş'in bulunduğu, Duman Harita'nın faaliyet gösterdiği yerde ortaöğretim öğrencilerine ikindi vaktinden sonra günlerce Kıbrıs Davası'nı anlattığımız dönemleri hatırlıyorum.

Şiir dinletileri düzenledik. O dönemin ocak kültüründe çok fazla yer bulmayan kadınların da katılabildiği etkinlikler gerçekleştirdik. Şiirlerin senaryosundan sesine, müziğinden sahne akışına kadar emek verdik. Yönetmen olarak görev aldık.. Çünkü tertemiz en masum gençlerle bir aradaydık. Onların vatan ve bayrak sevgisinden hiç şüphe etmediğimiz için, ocakta demlenmiş bülbül bardaklarda demli çayı molalarda içtik.
Şiir yazdıkları, şair oldukları için, Abdurrahim Karakoç'u, Nazım Hikmet'i, Bedri Rahmi'yi, Necip Fazıl'ı, Sezai Karakoç'u Atilla İlhan'ı, Mehmet Akif'i gecelerin içinde şiirce harmanladık..
Çocuklar bile biliyor, Ali Ayşe'yi seviyor derken. Açma pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni görmemeliyim. Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?, Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? da diyorduk... Çünkü biz sahneden seyirciye bakarken, gecenin sonunda da yemin ederken, sembolleşmiş ellerle bozkurt çeken gençleri görünce de, hayatın bu yüzünü de seviyorduk.

Bunları geçmişten paye çıkarmak için anlatmıyorum.

Bir kurumun kültürü, yalnızca bugünkü yöneticilerinden ibaret değildir. O kurumun geçmişinde emek verenlerin de hikâyesi vardır.

O nedenle o gece beni aramak yerine, belki de Eda ablanın gönlünü almak daha doğru bir davranış olurdu.

Çünkü siz o yollarda Eda ablanızla birlikte yürüdünüz.

Bir siyasi teşkilatta vefa, yalnızca aynı fotoğraf karesinde bulunmak değildir. Zor zamanlarda birbirinin yanında durabilmektir.

Bazen bir telefonun kime açıldığı kadar, kimin kapısının çalınmadığı da önemlidir.

DEMİRCİ SİYASETİNE BİR GAZETECİ NOTU

Dün gece bana, geçmişte bir kongre öncesinde yaşadığım kulis faaliyetlerini ve liste mücadelelerini hatırlatan bir atmosfer yaşattı.

Siyasetin küçük ilçelerdeki işleyişini bilenler ne demek istediğimi anlayacaktır.

Küçük yerlerde siyasi ilişkiler yalnızca parti binalarında kurulmaz. Aynı sokakta, aynı kahvede, aynı aile çevresinde ve bazen aynı telefon rehberinde şekillenir.

Bu nedenle bir siyasi gelişme, kısa sürede kişisel ilişkilerin de konusu haline gelebilir.

Fakat gazeteciliğin sınırı tam burada başlar.

Ben kimsenin siyasi hesabının parçası değilim. Kimsenin koltuğunu korumak, kimsenin görevini bırakmasını sağlamak ya da bir teşkilatın iç dengelerini düzenlemek gibi bir sorumluluğum yok.

Benim sorumluluğum, kamuoyunu ilgilendiren gelişmeleri haberleştirmek ve gerektiğinde soru sormaktır.

Bir siyasi teşkilatın yöneticileri de eleştirilere cevap vermeyi, kamuoyunu bilgilendirmeyi ve kendi iç sorunlarını demokratik yöntemlerle değerlendirmeyi öğrenmelidir.

Gazeteciyi aramakla haber ortadan kalkmaz.

Bir açıklamayı sosyal medyadan kaldırmakla yaşananlar silinmez.

Bir süre sessiz kalmakla sorular kendiliğinden yok olmaz.

Şu ana kadar kamuoyunun önüne konulmuş, ilk istifa açıklamasında dile getirilen eleştirilere yanıt veren kapsamlı bir teşkilat açıklaması görmedim.

Benim açımdan gecenin sonunda değişen tek şey, telefonların susması oldu.

Sorular ise hâlâ yerinde duruyor.

EDA HANIM, BAZEN DEMLİĞİ YENİDEN OCAĞA KOYMAK GEREKİR

Eda Hanım...

Sana söyleyeceklerimin siyasi bir tarafı yok. Bunları bir gazeteci olarak yaşadıklarımı, bir insan olarak tanıklıklarımı ve bir ağabey olarak sana duyduğum sevgiyi birbirinden ayırarak söylüyorum.

İlk açıklamanı yaptığında içinde birikenleri kamuoyuyla paylaşmak istediğini gördüm. Sonrasında açıklamanı kaldırdın ve daha sağlıklı ortamlarda, salim kafayla değerlendirme yapacağını ifade ettin.

Bu ikinci açıklamanın ardından senin adına herhangi bir karar vermek, ne yapman gerektiğini söylemek ya da seni bir tercihe yönlendirmek bana düşmez.

İstifa etmek de göreve devam etmek de senin iradendir.
Üstelik Demokrasilerde ve insan vicdanında istifa saygın bir kurum hüviyeti gibi bir değerdir.

Ancak hangi kararı verirsen ver, kendi emeğini, düşünceni ve kişiliğini değersizleştirecek bir tutumun içinde olmamanı isterim.

Siyaset uzun bir yolculuktur. Bazen alkışlanırsın, bazen eleştirilirsin. Bazen yanında gördüklerin uzaklaşır, bazen hiç beklemediğin insanlar elini tutar.

Ama insanın kendisiyle kurduğu ilişki, bütün bu siyasi ilişkilerden daha kıymetlidir.

Bir kadın olarak, bir anne olarak, bir iş kadını olarak ve siyasette söz sahibi olmak isteyen genç bir insan olarak kendi değerini yalnızca bir makamla ölçme.

Makamlar gelir geçer. Görevler değişir. Teşkilatlar yenilenir. Fakat insanın vicdanında bıraktığı iz, kolay kolay silinmez.

Çocukların yüzündeki tebessümün, ihtiyaç sahibi bir ailenin duasının, bir Yörük çadırındaki çocuğun içini ısıtan o yardımın herhangi bir siyasi unvanla ölçülemeyeceğini biliyorum.

Bazen insanın biraz durması, kendisini dinlemesi, yaşadıklarını yeniden değerlendirmesi gerekir.

Bazen de demliği yeniden ocağa koyup çayları baştan demlemek...

Çünkü bazı meseleler soğukkanlılıkla, bazı kırgınlıklar ise zamanla anlaşılır.

Demirci siyasetinin de bu yaşananlardan çıkaracağı dersler olduğunu düşünüyorum.

Bir teşkilat, kendisine yöneltilen eleştirilerden kaçmak yerine onları değerlendirebiliyorsa gelişir. Bir yönetici, kendisine itiraz eden insanı karşısında değil yanında görebiliyorsa kurumsallaşır. Bir siyasi yapı, kadınların emeğini yalnızca ihtiyaç duyduğu zaman hatırlamıyorsa gerçek anlamda temsil anlayışından söz edebilir.

Benim gazeteci olarak sorularım bitmedi.

Ama bugün bir ağabey olarak son cümlemi daha naif kurmak istiyorum.

Ocağa suyu koy Eda Hanım...

Çaylar demlensin.

Zihinler biraz dinlensin.

Herkes kendi cümlesini yeniden düşünsün.

Yolun açık olsun...

Mustafa Temiz
31 Ekim 2026

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.