
Mizahi bir tanımla yenilen kazıkların toplamıdır diye açıklansa da biz tecrübeyi, deneyim ve ustalık olarak ifade edelim.
Elbette ki devletlerin tecrübe kazanma süreci insan yaşamına göre çok daha uzun ve zahmetli oluyor.
Bugün geride bıraktığımız 2022 yılına bu pencereden bakalım istiyorum.
Doğru bir ifade olsa da her yılın Aralık ayının en klişe cümlesi “acısıyla tatlısıyla bir yıl daha geride kaldı” olur. 2022 de bu cümledeki anlamı doğruladı ve geride kaldı. Bize getirdiği ve bizden götürdükleri açısından 2022 yılının muhasebesini yaptığımızda zihnimizde kalanlar nelerdir?
-İlk aklımıza gelen, yakın çevremizde pek çok savaşı yaşayan ülke olarak engin tecrübemizle karşıladığımız
Rusya-Ukrayna savaşıdır.
-Yakın geçmişte, önce Irak daha sonra Suriye,
-Son olarak Dağlık Karabağ savaşları...
Yaşları müsait olan okurlarımız hatırlayacaktır; Irak savaşı öncesi ABD’nin istediği, yabancı ülke silahlı kuvvetlerinin ülkemizde konuşlanmasına izin veren tezkere TBMM’de çoğunluk tarafından onaylanmamıştı.
Söz konusu tezkerenin ret edilmesi beraberinde öncelikle olumsuz sonuçlar doğurmuş, başta ABD olmak üzere batının Türkiye’ye bakış açısını değiştirmesine neden olmuştur.
Dâhil olduğumuz NATO’da aleyhimize rüzgârlar esmeye başlamış, ülke savunmamızda ihtiyacımız olan silah ve mühimmat taleplerimiz çeşitli bahanelerle geri çevrilmiş veya uydurma şartlara bağlanmak istenmiştir.
İnsansız hava araçları gibi taleplerimiz ise hiç dikkate bile alınmamıştır.
Elbette bu durum bizi daha fazla harcama yaparak ekonomik olarak da olumsuz etkilemiştir.
Daha sonra Suriye’de patlak veren rejime karşı olan ayaklanmalarda en ağır bedeller ödeyen yine biz olduk. Karabağ savaşını ayrı bir kategoriye koyuyorum.
Şükürler olsun, yaşamak zorunda kaldığımız bu dış olayların birikimiyle Rusya ve Ukrayna gerginliğine en doğru bir stratejik duruş ile yaklaştık.
Yaz aylarında turizmde kuzey komşularımız kaynaklı yaşadığımız canlılık, daha sonra tahıl koridoru ile kazandığımız uluslararası saygınlık tamamen bu stratejik duruşun meyveleridir.
İnsan bunları görünce kendiliğinden, keşke yıllar önceki Irak ve sonra Suriye’de yaşanan savaşlarda da duygusal davranmayıp tamamen akılcı ve faydacı olabilseydik, demeden edemiyor.
2022, savaşa yaklaşım stratejisinde kazandığımız gibi akılcı ve tedbirli davranışı maalesef madencilikte kazanamamış olduğumuz bir yıl oldu.
Amasra’da yaşanan 42 vatandaşımızı şehit verdiğimiz maden faciası Türkiye’yi yasa boğdu.
Oysa daha önce Zonguldak ve Soma’da çok büyük acılar yaşayarak çok ciddi bedeller ödeyerek gelmiştik 2022 yılına.
Yaşanan büyük acılar dikkatimizin devlet kurumları başta olmak üzere tüm kuruluşlardaki “liyakat” konusunda yoğunlaşmasına sebep oldu.
Yapılan tartışmalardan sonra “iş yeri güvenliği ve çalışanların sağlığı “ alanında ne kadar kötü durumda olduğumuz sonucu herkes tarafından kabul gördü.
Aynı nedenlerle daha dün Nazilli’de tüp patlamasıyla 7, İzmir’de kule vinç devrilmesiyle 5 vatandaşımızı kaybetmenin şaşkınlık ve üzüntüsünü yaşamaktayız.
İnsan hayatının muhafazası açısından almamız gereken epeyce bir yol olduğu çıplak bir gerçek olarak ortaya çıktı. Madencilik başta olmak üzere hayatın her alanındaki faaliyetler ihmali affetmiyor ve canımızı çok yakıyor.
Terörle mücadelede dünyada bizim kadar tecrübeli bir ülke daha yoktur herhalde?
Zorlu ve çetin coğrafi şartlarda teröristleri yok etmek için silahlı kuvvetlerimiz kendini durmadan geliştirdi.
Sahip olduğumuz İHA ve SİHA’lar, operasyonel istihbarat birimlerimiz varlığı bunun en önemli işaretleridir.
Bu muazzam “terörle mücadele “ tecrübemize rağmen ülkemizin en yoğun caddelerinden İstiklal ’de patlayan bombaya engel olamadık.
İstiklal caddesindeki patlama “önleyici tedbirler “ açısından halen daha eksikliklerimiz olduğunu gösteriyordu.
Buna rağmen vesayet savaşlarının gündemde olduğu bir dönemde terör örgütünün arkasındaki ülkeleri göz önünde bulundurarak kendimize çok da haksızlık etmeyelim.
Ne yazık ki öyle ya da böyle, terör yine canımızı acıtmayı başardı.
Sonuç olarak daha alınacak yolumuz ve edinilecek tecrübeler var.
Sık sık benzerlerini geçmişte de yaşamış olduğumuz ekonomik krizleri yönetmede ve geçiştirmede başarısızlığımız içinde birçok soruyu barındırmaktadır.
Fiyatlardaki durmak bilmeyen yükseliş, hayat pahalılığı ve netice itibariyle enflasyon aslında bizim en tecrübeli olduğumuz konulardan biri olması gerekirken tüm bunları yaşamak zorunda kalışımız akılla izah edilecek türden değildir.
Olsa olsa “bir delinin kuyuya attığı kırk akıl birleşse çıkaramaz” türünden değerlendirilebilecek olaydır.
“HAYAT PAHALILIĞI “ 2022 yılına da damgasını vurmayı başardı. Hatta görünen o ki 2023 de aynı tabloya yol açacak, hayatımızı olumsuz anlamda etkisi altına almaya devam edecek.
Pandemiden çıktığımız yıl olan 2022, bizi biraz dünya gündeminden ayırıp kendi gündemlerimize çevirdi. İngiltere “Londra köprüsü yıkıldı “ diyerek Kraliçeyi ebedi yolculuğuna uğurladığı.
Arjantin ise Dünya kupasını kaldırdığı yıl olarak hatırlayacak bu yılı.
Biz ise yine yeni tecrübeler kazandığımız yıl olarak yönümüzü umut dolu olarak 2023’e çevirmek zorundayız.
2023 gergin geçen yılların ardından umarım huzur ve mutluluk dolu bir yıl olur.
04 Ocak 2023
Ahmet Orhan