Gazetecilik mesleğinin tartışmaya açılacağı günlerden geçiyoruz aslında.
Dünyaca tanınmış ünlü gazeteciler ile Anadolu’da en ücra yerde bile gazetecilik yapmaya çalışanlar aralarında ölçü kalkmış durumda. Yerel baskılar, genel baskılar adliyeleri arşınlatıyor gazetecilere.
Cezaevlerinde ömür tüketenler var haber yaptıkları için…
Adliye personeliyle periyodik mahkeme ve duruşmalara git gellerle neredeyse akrabalık derecesinde dostluk geliştirmiş olan binlerce gazeteci var bu ülkede…
Gazetecilerle ilgili önyargılar oluşturulmuş durumda.
Bazı kuş beyinliler halkın haber alma hakkını kullandıran gazetecilere yaptıkları haber için “vatana ihanet” suçlaması bile yapar hale gelmişler.
Gazetecilerin haber yapabildikleri yerlerde hukuk ve demokrasi daha da gelişir oysaki.
Bunu kimseler hesaba katamıyor.
Bir iki dakika da okuyup bitirdiğiniz, 30-40 saniye içinde seyredip geçtiğiniz haberlerin arka taraflarında hayata dair ne hikâyeler vardır bilir misiniz?
İşte olayları ve haber değeri taşıyan her şeyi ilk andan itibaren, ilk ağızdan duyan ve ilk görendir gazeteci.
Bunu birçok insandan önce gören duyan ve insan olarak etkilenen ama her şeye rağmen kelimelere döküp habere dönüştüren, duygularına gem vurup acının, mutluluğun ve bazen de trajedilerin fotoğrafını çekip insanların önüne koyabilendir gazeteci.
Yakın zamanda bir Yağmur bebek haberi yaptım.
Ulusal yayın yapan ve ülkenin en çok izlenen ana haber bülteni Fatih Portakal ile Fox Ana haber’de bile yayınlandı.
Gazetelerde manşetten yayınlanan bu haber sonrasında adli ve kurumsal soruşturmalar açıldı ve halen devam ediyor.
Ben bu soruşturmaların seyrini değiştirir ve etki yapar diye konunun içeriğiyle ilgili şeyler yazmayacağım.
Sadece bilinmeyen, haberin yapılması ve sonrasında bu gazeteciler gününde bir gazeteci olarak yaşadıklarımı yazacağım.
Olay önümüze gelince etrafı toparlamak denilen bir refleksin içine düşeriz biz gazeteciler.
Olayla ilgili tüm bilgilere ulaşılır, insanlar dinlenilir.
Belgeler vesikalar ne varsa ulaşılmaya çalışılır.
Bunlara ulaşmak için her yol mubahtır.
Bazen insani ilişkiler, bazen kıvrak zekâ ile yöntemlerle mutlaka ama mutlaka bunlara ulaşma gereği vardır.
Önünüze gelen olay haber değeri taşıyorsa içinizden bir kor yükselir, beyniniz bir dinamo motoru gibi gürleyerek çalışmaya başlar.
Yağmur bebek haberi tam bu tarif ettiğime benzer bir olaydı.
Haber Manisa’daki günlük bir gazetede yayınlandıktan sonra kurumsal takip altına alındı ve soruşturma başlatıldı.
Kurumsal disiplini işlettiler ve adli makamlar gelen müracaatları ve haberin ortaya koyduklarını hukuk şemsiyesi altında değerlendirmek için çalışmaya başladı.
Bunlar yaşadığımız hukuk devleti içinde normal olaylardı.
Arka tarafta ise ilk başvurulan yöntemle haberi yapan gazeteci olarak bana ve habere konu olan Yağmur bebeğin ailesine “Yalan haber” yaftası yapıştırdılar.
Ondan sonraki aşama da da çeşitli yöntemlerle baskıya başladılar.
Yağmur bebek kolu kırıldığı için sadece 2 günlükken yaşadığı bu talihsizlik yüzünden engelli kalır mı? Yağmur bebek için ne yapabilirizi kimseler düşünmedi biliyor musunuz?
Bunları yapanlar bir kurum bir teşkilat bir platformda değildi.
Durumdan vazife çıkarmış, toplumun her kesiminden güdük kafalı, egolu, önyargılı bir ucundan kenarından, alakalı, alakasız kimler vardı kimler ah bir yazabilsem de sizlerde bir duysanız, okusanız.
Ama dediğim gibi yargı ve soruşturma aşamasında olduğu için bu detayları şimdilik yazamıyorum.
Haberi yapıp geçmez gazeteci.
Haberin ardından tsunamilere de karşı koymaya devam eder.
Haberin ardından hukuki süreç sürünce amaca ulaşılmış olmadı.
İnsani ve hayati meselelerde de yine gazeteci olarak süreci ben kontrol etmek zorunda kaldım.
Yapılan haberi gerekçe gösterip Yağmur bebeğin ailesine siyasi bir yaklaşım gösterip “kendinizi kullandırıyorsunuz “ diyen aciz siyasetçilerle.
Haberin yayınlanmasının ardından oluşan süreçte oturma grubunu kurtarmaya çalışanların eski siyasilere bile el pençe durup hallerini anlatmalarıyla, onlarında durumdan vazife çıkarıp bir iki kilit noktaya telefon etmeleri. Gündemde kalmak ve unutulmadıklarını hissettirmek için Yağmur bebeğin geleceğini düşünememe pahasına ortalığı karıştırmalarına.
Haber hazırken, yayına girmesine 40 dakika kala gelen telefonlarla, ticari geleceği için insanlığını unutup haberi yayından kaldırtan güya basın ve medya patronlarınla.
Mağdurun kapısını çalmayıp, evcilik oynar gibi sendikacılık oynayan birilerinin destek turlarıyla.
Alakasız zamanda alakasız yerdeki destek ziyareti yapan siyasetçilerle.
Bizzat önüme çıkıp, " yeter artık dur " , " bu işin üstüne gidip durma " diyenlerle.
Resmi görevlerini yerine getirirken bile aileye aba altından sopa gösterenlerle.
Bizzat önüme çıkıp, " yeter artık dur " , " bu işin üstüne gidip durma " diyenlerle.
Resmi görevlerini yerine getirirken bile aileye aba altından sopa gösterenlerle.
Piyasaya dedikodu servis eden dedikodu üretim merkezleriyle.
Mücadele eden, mağdur insanların yanında olan yine bir gazeteciydi.
Bu arada her şey gereği gibi yürütüldü.
Yağmur bebeğin sağlığı ile ilgili bir takvim işlemek zorundaydı.
Ailenin yetmezliklerinin bitirilmesi gerekiyordu, bitirildi.
Ailenin yanında olmayan yerel iktidar gücü merkez düzeyinden hiyerarşik yapıyla mahalle getirilip işler yürütüldü ve halen yürütülüyor.
Bunlar kendiliğinden olması gereken şeyler aslında ama henüz demokratik olarak bu düzeye gelemeyen bir ülkede ve ilçede yaşıyoruz.
Bunları bir şekilde düzene koyanda yine bir gazeteciydi.
İşler yürüyor, Yağmur bebek hızla sağlığına kavuşmak için çabalıyor.
Dedikodu üretim merkezleri bu kez yeni bir söylenti çıkardılar.
Aile kol kırılma işini itiraf etmiş, kendisi bu olayı üstlenmiş diye.
Bakın burada da devreye yine bir gazeteci girmek zorunda.
Yalan söylüyorlar yalan.
Böyle bir durum yok.
Adli ve kurumsal disiplin kurumları halen çalışıyorlar.
Aile şu an önceliğinde bebek olduğu için onun sağlıyla uğraşıyor.
İlk günkü iddialarının arkasındalar ve bir adım bile geri adım atmış değiller.
Olayla ilgili tüm belgeler, röntgenler, raporlar, hastane kayıtları, dilekçeler, talepler her şey meydanda.
Zaman her şeyin ilacı.
Bekleyin.
DÜMER (Dedikodu Üretim Merkezi) yayınlarına devam ediyor.
O böyleymiş, şu şöyleymiş diye kafası karıştırılanlar size şunu söylüyorum, çıkarılan bu dedikoduların hiçbiri doğru değil.
Aile ilk günkü noktasında her şeyi adalete ve soruşturmayı sürdüren vicdanlı insanlara teslim etmiş durumda.
Adaletin tecelli etmesini bekliyor.
Gazeteci olarak böyle bir günde Çalışan Gazeteciler Günü’nde bakın bunları da benden okuyarak haberdar olabildiniz.
Gazeteciler hukukun ve demokrasinin içinde sigorta görevi üstleniyor.
Haksızlığın karşısında susmayan, dilini kırbaç, kalemini mızrak edebilen gazetecilere selam olsun.
Gün gelecek, devran dönecek ama gazeteciler gerçekleri yazmaya, sadece hayata dair değil, hayatın içindeki yaramaz adamların kirli çamaşırlarını ortaya dökmeye ve zalimlerin saltanatına direnmeye devam edecektir.
Kalem dünyanın en büyük nükleer silahından bile daha etkilidir bunu sakın ha.
Sakın unutmayın.
Mustafa Temiz
manisasonhaber@gmail.com