Manisa Son Haber
2025-04-10 00:15:00

Siyasi İktidarın En Büyük Korkusu

Mustafa Temiz

mustafatemiz.com.tr@gmail.com 10 Nisan 2025, 00:15

Siyasi İktidarın En Büyük Korkusu

İktidar, gücünü toplumsal yapıları ve en temel anayasal hakları bile hiçe sayarak siyasi rakiplerine, muhaliflerine ve halkın özgürlüklerine karşı ne yazık ki adaletsiz bir biçimde kullanmaya devam ediyor.

Bu sorunun en acımasız ve görünür hali ise yargı kurumlarının politikaya alet edilmesidir. 

Ne yazık ki, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, halkın güvenini kazanan adaletin işleyişi, bugün birçoğumuz için yalnızca bir hayal olmaktan öteye geçememektedir. 

Çünkü iktidar, sahip oldukları gücü sadece yasalarla değil, yargı ile, polisle, ve en vahimi, devlete ait tüm araçlarla iktidarlarını sürdürebilmek için sonuna kadar kullanmaktadır.

Siyasi iktidarın en büyük korkusu, halkın özgürlüğünü kullanması ve düşüncesini cesurca ifade etmesidir. 

Gençlerin sokağa çıkması, protestoları ve tamamen zeka ürünü olarak değerlendirdiğim ellerinde taşıdığı kartona, brandaya yazılı şeyler de aslında sosyolojik olarak bizlere şunları anlatıyor.

Bu kuşak geldiği yaşa kadar başka bir siyasi irade yönetimini görmedi. Oysa iletişim çağında aklı başına gelmiş bu gençler kıyaslamayı öğrendikten sonra, tahsil hayatları ile birlikte gelişen bilgileri ile sokağa çıktılar.

Gençler kendilerine bir gelecek göremeyince, bu ülkedeki fırsat eşitliği, adalet ve bağımsız yargı, liyakatsızlık konularını da başka ülkelerdekilerle kıyaslayınca protestolarına başladılar.

Bu gençler maalesef ülkesine güvenmiyor, eşitlikçi, özgürlükçü bir demokratik devlet değerlerinin özelliklerini kaybettiğini görünce önüne kurulan barikatları bile yıkıp geçiyorsa bu ülkeyi kendileri yaşanılır hale getirmek istiyorlar.

Bu demokratik haklara ve seçilmişlere uyarı niteliğinde eylemler. Ve asla rejimi ele geçirme gayreti değil. Ancak bunun iktidar ve destekleyicileri arasında nasıl karşılandığı da hepimizin malumu değil mi?

Güven eksikliğinin oluşturduğu bu havanın dağılması için iktidarın insancıl, hoşgörülü adımlar atması gerekiyor. 

Oysa iktidarın bu tepkilere sert çıkması ve daha da sertleşmesi, bir korkunun eseri ve aslında zamanı kendi adına tüketme ve şaşkınlık belirtisi eylemlerinden başka bir şey değil.

Bu korku, zamanla siyasette muhalefet etmek isteyenlerin üstüne uygulanan baskı, tehdit ve zulme dönüşüyor. İşte iktidar sahipleri bunun ayarını kaçırdıklarının farkında da değiller. 

Polis şiddeti, ev baskınları ve hatta ailelerin bile hedef alınması, artık sıradan hale gelmiş bir devlet politikası haline bürünüverdi. Vicdanlar kanıyor ama göremiyorlar..

Bu yaşananları sadece bir devlet baskısı değil, aynı zamanda tüm toplumu sindirmek, bir korku imparatorluğu yaratmak için kullanılan bir araç olarak görüldüğünü sokakta en sade vatandaş bile diline dolamış durumda.

Adaletin ve hukukun kaybolduğu, insanların evlerine ve işyerlerine kadar zorbalıkla girildiği bir ülkede, insanlar iktidara olan güvenini yitirmekte ve devletin şeffaflığı, hukukun üstünlüğü gibi en temel değerleri savunma umudunu kaybetmektedirler.

Bir toplumda adaletin kaybolması, sadece hukukun yok olmasından ibaret değildir. 

Adaletin kaybolması, aynı zamanda toplumun her kesiminin devletin gücü karşısında savunmasız hale gelmesi demektir.

Hukukun demokratik ülkelerde devlet ile vatandaş arasında hakem görevi yaptığını maalesef göremiyoruz.

Zira bireylerin kendilerini ifade etme, düşüncelerini paylaşma, toplumsal sorunlara karşı duyarlılık gösterme hakları ellerinden alınıyor. 

Bu da yalnızca muhalefetin hedef alınması değil, tüm toplumun korku içinde yaşaması, varlıklarını sürdürmeleri için iktidara boyun eğmesi isteniyor diye yorumlanıyor. 

Bugün, halkın en temel hakları, iktidarın çıkarları uğruna çiğnenmekte ve her gün biraz daha silinmektedir.

Son yıllarda yaşadığımız örneklerden biri de, adaletin tamamen yok sayıldığı bir dönemin simgesi haline gelmiş olan seçim süreçleridir. İktidar yine kaybettiği seçimleri ve hatta oy sandığına aynı zarfa giren oy pusulalarının bile kendine göre olmayınca seçimi iptal edebilme, seçilmişin elinden daha önce YSK 'nın verdiği mazbatasını bile geçersiz sayıp,seçimi yenilemeye gidebilecek hale gelmiştir.

Siyasi rakiplerin, üniversite diploması gibi en basit eğitim belgelerinin bile yargı ve üniversite komisyonları aracılığıyla iptal edilmesi, halkın demokrasiye olan güveninin tamamen sarsılmasına neden olmaktadır.

Diploması iptal edilen bir siyasi rakip, demokratik haklarını kullanamayacak bir durumda bırakılmakta ve bu durumda halkın vicdanı, hukukun üstünlüğüne dair en temel inancını kaybetmektedir. Sesini çıkarmayan homurdanmakta, bunu sakince konuşarak bugüne kadar eleştiren kesimler ise meydanlara inerek slogan atarak ve bağırarak ifade etmeye başlamıştır.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi devlet organlarının ve üniversite komisyonlarının, tamamen siyasi saiklerle hareket etmesi, bu ülkede hukukun ne kadar zayıf, ne kadar bağımsız ve ne kadar yetersiz olduğunu göstermektedir.

Peki, tüm bu baskılara karşı halk ne yapabilir? 

Protesto etmeye, sesini duyurmaya çalışmak, anayasasında yazılı demokratik hakları kullanmaya çalışan bir insanın karşılaştığı en büyük engel, her zaman yargı ve polis gücü olmaktadır. 

İktidar, halkın sessizleşmesi için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. 

Protestoların engellenmesi, gözaltıların ve keyfi tutuklamaların yaygınlaşması, insanları adaletin ve özgürlüğün ortadan kalktığı bir atmosferde yaşamaya mahkûm etmektedir.

Siyasi rakiplerin tüm haklarının ellerinden alınması, sadece bireysel hak ihlali değil, tüm toplumun demokratik haklarına da saldırıdır.

Ancak, tüm bu haksızlıkların, adaletin yok sayılmasının ve siyasetin yargı ile iç içe geçmiş yozlaşmış yapısının bir gün son bulacağı unutulmamalıdır. 

İktidarın zorbalığı ve adaletsizliği, halkın iradesiyle karşı karşıya geldiğinde, o iktidar çökmek zorunda kalacaktır. 

Demokrasimiz bu süreçten de yine gelişerek çıkacak ve millet iradesiyle, sandıktan çıkacak tercihlerle bu kötü günleri yaşatanlar tarihe geçeceklerdir.

Bağımsız yargı ve adalet ile devletin güven iklimi içinde de elbette hesap sorulmalıdır. Ortaya çıkacak bağımsız yargı kararlarıyla da isimlerinin yanına bu ifadelerle yazılarak tarihe not düşüleceklerdir.

Her ne kadar şimdiki süreçte insanlar baskı altında ve yargı mekanizması tamamen hükümetin kontrolüne geçmiş gibi görünse de, unutmamalıyız ki, her haksızlığın bir bedeli vardır.

Bu ülke var oldukça mutlaka ama mutlaka vatansever ve hukukun üstünlüğünü koruyan düğmesiz cüppe giyen Ankara'da hakimler de hep olacaktır.

Adaletin yeniden sağlanması, hukukun yeniden işler hale getirilmesi, yargının bağımsız ve tarafsız olması için siyasi irade değiştiğinde, geçmişteki tüm bu haksızlıklardan hesap sorulması için evrensel hukuk iklimi sağlanınca bu hesabında görülmesi gerekmektedir. 

Ancak o zaman halkın güveni yeniden kazanılabilir ve demokratik süreçler ülkede işler hale gelir.

Unutulmamalıdır ki, bir ülkenin geleceği, halkının özgür düşünceye, adalete ve haklarına ne kadar saygı gösterildiğiyle ölçülür. 

Bugün adaletin yok olduğu, halkın sindirilmeye çalışıldığı ve muhalefetin cezalandırıldığı bir ortamda, yarının güçlü, özgür ve adil bir toplumunun temelleri atılabilir. 

Ama bunun için öncelikle siyasi iradenin bu haksızlıklarla yüzleşmesi ve gerçek adaletin sağlanması gerekmektedir. Ancak o zaman, halkın ve muhalefetin geleceğe dair umutları yeşerebilir.

Bu yazı, ne sadece bir eleştiriden, ne de bir duygu patlamasından ibarettir. Bu yazı, adaletin kaybolduğu, demokrasinin yok sayıldığı ve yargının siyasileştiği bir ortamda, ne olursa olsun adaletin er ya da geç kazandığını ve halkın özgürlüğünün mutlaka geri geleceğini haykıran adalet diye avazı çıktığı kadar bağıran, haksızlığın karşısında susmayan bir ses olarak algılanmalıdır.

Nefes alıp verdiğimiz ülke ortamında, bu yazının nerden alınıp nereye konulacağını, hangi tarifin kime yakıştığını da sanırım hepimiz anlayacak durumdayız.

Velhasıl dostlar ;
Adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir toplumda, sadece bireyler değil, tüm ülke zarar görür. 

Adaletsizlik, gücünü zalimlerin elinde birleştirirken, halkın umutlarını yok eder, güveni sarsar. 

Adaletsizler, yaptıkları haksızlıkların karşılığını er ya da geç alacaklardır. 

Çünkü adalet, tarih boyunca her zaman kazanan tarafta olmuştur. 

Bu kişiler, geçmişin yükünü taşıyamazlar; her adaletsiz davranış, tarihin arşivlerinde kaybolmaz, unutulmaz. 

Bir gün, yaşatılan acılar geri döner. 

Bu gerçek, adaletin kaçınılmaz zaferini simgeler. 

Ülkemiz, adaletsizlerin yol açtığı karanlıkta kaybolurken, vicdanı olan herkesin, adaletin tesisi için sesini yükseltmesi gerekiyor.

Lütfen bu yazımı eşinize, çocuklarınıza, arkadaşlarınıza ve dostlarınıza göndererek, adaletsizlik karşısında susmadığınızı, her insan olanın susamayacağını ispat edin...

Çünkü ömürler gelip geçiyor ve unutmayın başka Türkiye de yok.

Ben bağıra bağıra bu ülkede "Türküm, doğruyum" la başlayan andı içerek güne başlayan bir fert olarak bu topraklarda yaşayıp, bu topraklara gömülmek istiyorum. 

Dinimizin ilk emri " oku" ise lütfen okuyunuz ve okutunuz..

Bizler istiklal için ölmeyi göze alan, vatanı için şehit olmayı şeref sayan, "Korkma" diye başlayan bir marşı gür sesiyle okuyanlarız.

Bizler "Kelime-i şehadet" getirirken sağ elini kalbine basan ve şehadete inanan ve bu topraklarda "Ne mutlu Türküm diyene" diye bağırarak yaşamaya alışmış... 

(Bunu söyleyenler bu mevsim yaşanırken ordudan atılsa da) Bu topraklarda "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" diyen bir nesilken, bizden gelen nesilinde bunu haykıracağı bir milletin evlatlarıyız... 

Titreyelim ve artık kendimize dönelim... Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti...Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet…

Hepinizi yüreklerinizden öpüyorum..
Sağlıkla kalınız...

10 Nisan 2025

Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.